~ TwiLighTuRK ~
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 New Moon - Yeni Ay Türkçe Çeviri 12.Bölüm(Davetsiz Misafir)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
єηdLєSS Lσωє
єηdLєSS Lσωє


Mesaj Sayısı : 465
Kayıt tarihi : 07/03/10
Yaş : 23

MesajKonu: New Moon - Yeni Ay Türkçe Çeviri 12.Bölüm(Davetsiz Misafir)   Ptsi Mart 08, 2010 9:18 am

Gözlerim korkudan açıldı.Aslında o kadar korkmuştum ve şaşırmıştım ki,hala uykuda mıyım,uyanık mıyım emin değildim.Bir şey camımı tekrar aynı ince,yüksek ses çıkartan şeyle kazıdı.Üzerimde uykudan yeni uyanmış olmanın verdiği şaşkınlık ve mahmurluk vardı.Yatağımdan fırladım ve cama gittim,gözyaşlarım aksın diye gözlerimi kırpıştırdım.Kocaman,karanlık bir şekil,camın diğer tarafında kararsızca yalpalıyordu.Arkaya geriledim,korkmuştum,boğazımda bir çığlık takılı kalmıştı.Victoria.benim için gelmişti.Ölecektim.Ve Charlie de! Boğazıma takılan çığlığı susturdum.Bunu sessizce halletmeliydim.Bir şekilde,Charlie’nin buraya gelip neler olduğunu araştırmasını engellemeliydim… Sonra tanıdık,kısık sesli,koyu şekil bana seslendi.’’Bella!’’diye tısladı.’’Kahretsin,camı aç!’’ Üzerimdeki korkuyu atmak iki saniyemi aldı,sonra aceleyle cama yaklaştım ve açtım. ‘’Ne yapıyorsun?’’ Jacob,Charlie’nin ön bahçesindeki ladin ağacının tepesinde asılı duruyordu.Ağırlığı ağacı eğmişti ve sallanıyordu.Ayakları yerden on metre kadar yüksekte sallanıyordu.Ağacın tepesindeki ince dallar,rendeleniyormuş gibi sesler çıkartıyordu. ‘’Sana verdiğim sözü tutmaya çalışıyorum.’’ Islak ve bulanık gözlerimi kırpıştırdım,rüya gördüğüme emindim. ‘’Bana ne zaman Charlie’nin ağacının tepesinden düşüp ölmek için söz verdin?’’ Homurdandı,bacaklarını sallayarak dengesini korumaya devam ediyordu. ‘’Önümden çekil,’’dedi. ‘’efendim?’’ Tekrar bacaklarını salladı,arkaya ve öne,hızını arttırdı.Ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. ‘’Hayır,Jake!’’ Yana kaçtım,artık çok geçti.Ikındı ve kendisini açık camdan içeriye fırlattı.Öleceğini düşündüm,ya da en azından sakat kalacağını.Ben şok içinde ona bakarken o hızlı bir şekilde odaya atladı.Hafif bir düşme sesi çıktı.İkimizde otomatik olarak kapıya baktık ve bu gürültünün Charlie’yi uyandırıp uyandırmadığını anlamak için bekledik.Kısa bir an geçti ve Charlie’nin horlamasını duyduk.Jocab’ın yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı,kendinden oldukça memnun görünüyordu.Ama bu tanıdığım ve sevdiğim gülümseme değildi,Sam’in sahip olduğu yeni yüzündeki yeni bir gülümsemeydi,eski samimiyetinin buruk bir taklidiydi.Bu çocuğu unutmak için ağlaya ağlaya uyumuştum.Beni sertçe geri çevirmesi,göğsümde yeni bir delik açmıştı.Arkasından yeni bir kabusa sürüklemişti,aynı bulaşıcı bir hastalık gibi hasar bırakmıştı.Ve şimdi burada,odamdaydı,sanki aramızda hiçbir şey geçmemiş gibi bana sırıtıyordu.Daha da kötüsü,gelişi gürültülü ve garipti,bana Edward’ın geceleri odama gelişini hatırlatmıştı ve bu da iyileşmemiş yaralarımın acımasına sebep olmuştu. ‘’Çık dışarı!’’diye fısıldadım,fısıltıma katabildiğim kadar zehirli bir ton katmıştım.Gözlerini kırptı,yüzünde şaşkın bir ifade vardı.’’Hayır,’’dedi.’’Senden özür dilemeye geldim.’’ ‘’Kabul etmiyorum!’’ Onu camdan dışarı itmeye kalktım.Eninde sonunda bu bir rüyaydı,gerçekten onun canını acıtmazdı.İşe yaramamıştı.Onu bir santim bile yerinden oynatamamıştım.Ellerimi çabucak bıraktım ve ondan uzaklaştım.Üzerinde gömlek yoktu,camdan esen hava titretecek kadar soğuktu ve ellerimin onun çıplak göğsüne dokunmasından hoşlanmamıştım.Teni yanıyordu,tıpkı bana son kez dokunan elleri gibi.Sanki hala ateşi var gibiydi. Hasta gibi değildi.Bana doğru eğildi,o kadar büyüktü ki camı kaplıyordu.Verdiğim korkunç tepkiden sonra dili tutulmuş gibiydi. Bir anda durum benim idare edemeyeceğim bir hal aldı.O kadar yorgundum ki o an bayılacağımı düşündüm.Durduğum yerde sallanıyor,gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum. ‘’Bella?’’diye gergince fısıldadı.Tekrar sallandığımda dirseğimi tuttu ve beni yatağın üzerine yatırdı.Yatağa ulaştığımda ayaklarım hissizleşti ve yatağın üzerine yığıldım. ‘’İyi misin?’’ Ona baktım,yanağımdaki gözyaşlarım henüz kurumamıştı.’’Nasıl iyi olabilirim jocab?’’ ‘’Haklısın’’ dedi ve derin bir nefes aldı. ‘’Tamam…Bella çok üzgünüm.’’Özrü içtendi,buna şüphe yoktu,ama yüz hatları hala sertti.’’Buraya neden geldin?Senden özür istemiyorum, Jake.’’ ‘’Biliyorum,’’diye fısıldadı.’’Ama olayları öyle bırakamazdım.Korkunçtu.Çok üzgünüm.’’ Kafamı salladım.’’hiçbir şey anlamıyorum.’’ ‘’Biliyorum açıklamak istiyorum-‘’ Bir an sustu,ağzı açıldı.Sonra derin bir nefes aldı.’’Ama açıklayamam,’’dedi,hala sinirliydi.’’Keşke açıklayabilseydim.’’ ‘’Neden?’’ Bir dakika kadar sessiz kaldı.Dik tutmakta zorlandığım kafamı yana çevirdim ve ifadesine baktım. ‘’Sorun ne?’’ Derin bir nefes verince nefesini tuttuğunu fark ettim. ‘’Yapamam,’’diye mırıldandı sinirle. ‘’Neyi yapamazsın?’’ Sorumu duymazlıktan geldi.’’Bak Bella,kimseye anlatamayacağın bir sırrın olmadı mı hiç?’’ Düşüncelerim bir anda Cullenlar’a kaydı. ‘’Charlie ve annenden saklaman gereken?benimle bile konuşamayacağın bir sır?şimdi bile?’’ Gözlerimin kısıldığını fark ettim.Sorusuna cevap veremedim,bu sessizliğimin bir kabul olduğunu biliyordum. ‘’Benimde aynı durumda olabileceğimi anlıyor musun?’’ Doğru kelimeleri söylemek için çabalıyordu.’’Bazen sadakat,yapmak istediklerinin önüne geçer.Bazen anlatacağın şey senin sırrın değildir.’’ Onunla tartışamadım.Kesinlikle haklıydı.Benim de,benim olmayan bir sırrım vardı,hatta korumak istediğim bir sır.onun da bildiği bir sır.Ama onun halen bunu nasıl bilebildiğini anlayamıyordum,ya da Sam veya Billy’nin.Bu onları neden ilgilendiriyordu ki?Cullenlar gitmişti. ‘’Buraya neden geldiğinin bilmiyorum,Jacob.Eğer bana cevaplar yerine bilmeceler anlatmaya geldiysen…’’ ‘’Üzgünüm,’’diye fısıldadı.’’Bu çok sinir bozucu.’’ Uzun bir süre karanlıkta birbirimize baktık,ikimizin de yüzünde umutsuz bir ifade vardı. ‘’İşin bu kısmı beni öldürüyor,’’dedi aniden,’’Senin biliyor olman .Ben sana her şeyi anlatmıştım!’’ ‘’Neden bahsediyorsun?’’ Derin bir nefes aldı ve bana doğru eğildi,yüzündeki ifade bir anda umutsuzluktan,şiddete dönüşmüştü.Gözlerimin içine şiddetle baktı,sesi hızlı ve şevkle çıkıyordu.Kelimeleri tam suratımın ortasına doğru söyledi,nefesi teni kadar sıcaktı. ‘’Orta yolu bulabileceğimizi biliyorum çünkü bunu sende biliyorsun,Bella!Sana anlatamam ama sen tahmin edersen! Beni bu çıkmazdan kurtarırsın!’’ ‘’Tahmin etmemi mi istiyorsun?Neyi tahmin edeceğim?’’ ‘’Sırrımı!Yapabilirsin,cevabı biliyorsun!’’ Gözlerimi kırpıştırdım,kafamı temizlemeye çalışıyordum.Çok yorgundum.Hiçbir şeyin bir anlamı yoktu.Benim boş bakışlarıma baktı ve yüzü tekrar gerildi.’’Bekle,bakayım sana yardım edecek miyim?’’dedi. ‘’Yardım etmek mi?’’diye sordum.anlamaya çalışarak.Göz kapaklarım kapanmayı istiyordu ama açık tutuyordum. ‘’Evet,’’dedi,zor nefes alıyordu.’’İpuçları gibi.’’ Yüzümü,kocaman ve sıcak avuçlarının içine aldı ve kendi yüzünden birkaç santim uzakta tuttu.Fısıldarken gözlerimin içine baktı,sanki kelimelerden başka bir şekilde anlatmak istiyordu. ‘’La Push’taki plajda ilk karşılaşmamızı hatırlıyor musun?’’ ‘’Tabii ki hatırlıyorum.’’ ‘’Anlat bana.’’ Derin bir nefes aldım ve konsantre olmaya çalıştım. ‘’Kamyonetim hakkında soru sordun…’’ Kafasını salladı ve acele etmemi istedi. ‘’Rabbit hakkında konuştuk…’’ ‘’Devam et.’’ ‘’Plajda yürüyüşe çıktık…’’ Benimle yürümesini istemiştim,acemice flört etmiştim ama başarılıydım,ondan bazı bilgiler almaya çalışıyordum.Kafasını sallıyordu,siniri artmıştı.Sesim çok az çıkıyordu.’’Bana korkunç hikayeler anlattın…Quileute efsaneleri.’’ Gözlerini kapattı ve tekrar açtı.’’Evet.’’ Kelime,sanki hayati bir yerin kenarında duruyor gibi sert ve çoşkundu.Yavaşça konuştu,her kelimesi arasında mesafe vardı.’’Ne söylediğimi hatırlıyor musun?’’ Karanlıkta bile,yüzümün renginin attığını görebiliyor olmalıydı.Bunu nasıl unutabilirdim?Jocab,o gün bana Edward’ın vampir olduğunu söylemişti.Bana her şeyi bilen gözlerle baktı.’’İyi düşün,’’ dedi. ‘’Evet,hatırlıyorum,’’ dedim Derin bir nefes aldı.’’ Bütün hikayeyi hatırlıyor mus-‘’ Sorusunu bitiremedi.Ağzı sanki boğazına bir şey takılmış gibi açılmıştı. ‘’Bütün hikayeleri mi?’’ diye sordum. Sessizce kafasını salladı.Kafam altüst oldu.Sadece bir hikaye önemliydi.Beynim bu kadar yorgunken hatırlayamıyordum. Jocab homurdandı ve yataktan aşağı atladı.Yumruklarını alnına dayadı ve hızla nefes almaya başladı.’’Bunu biliyorsun,bunu biliyorsun,’’diye mırıldandı kendi kendine. ‘’Jake?Jake lütfen.Çok yorgunum.Şu an kendimi iyi hissetmiyorum.Belki sabah…’’ Düzenli birkaç nefes aldı ve kafasını salladı. ‘’Belki sana tekrar gelirim.Sanırım neden sadece bir hikayeyi hatırladığını anlıyorum,’’dedi iğneleyici bir tonla.Yatağın yanına oturdu. ‘’Bununla ilgili sana bir sormamın sakıncası var mı?Bilmek için ölüyorum.’’ ‘’Neyle ilgili bir soru?’’dedim dikkatlice. ‘’Sana anlattığım vampir hikayesiyle.’’ Tek kelime etmeden dikkatli gözlerle ona baktım ama yine de sorusunu sordu. ‘’Gerçekten bilmiyor muydun?’’ Sesi kısıktı. ‘’Onun ne olduğunu sana söyleyenin ben olduğumu?’’ Bunu nereden biliyordu?Neden inanmaya karar vermişti,neden şimdi? Dişlerimi sıktım.Ona baktım,konuşmak istemiyordum.Bunu anladı. ‘’Sadakatten bahsederken ne demek istediğimi anlıyor musun?’’Sesi daha da kısık çıkıyordu.’’Benim için de aynı,sadece daha kötü.Ne kadar sıkı bağlandığımı hayal bile edemezsin…’’ Bu hoşuma gitmedi.Bağlanmaktan bahsederken gözlerini kapatıp acı çekiyor olmasından hoşlanmamıştım.Hoşlanmamaktan da fazla nefret etmiştim,ona acı veren her neyse,nefret etmiştim.Deli gibi nefret etmiştim.Sam’in yüzü aklıma geldi.Bana göre,bu tamamen gönüllü bir şeydi.Cullenlar’ın sırrını aşkım için korumuştum.Jocab için bu şekilde değildi. ‘’Seni özgür bırakabilecek başka bir şey yok mu?’’diye fısıldadım ve kırpılmış saçlarına dokundum.Elleri titremeye başladı ama gözlerini açmadı. ‘’Hayır.Artık hayatım boyunca içindeyim.Müebbet hapis gibi.’’ Kısa bir kahkaha attı. ‘’Belki de daha uzun.’’ ‘’Hayır.Jake,’’ dedim. ‘’Ya kaçarsan? Sadece sen ve ben.Evi terk edersek,Sam’i terk edersek?’’ ‘’Bu kaçabileceğim bir şey değil,Bella’’ dedi. ‘’Seninle beraber kaçardım aslında,eğer yapabilseydim.’’ Omuzları da titriyordu.Derin bir nefes aldı. ‘’Bak,gitmem gerek.’’ ‘’Neden?’’ ‘’Her an bayılacakmış gibi gözüküyorsun.Uyuman gerek.Bütün kuvvetini kazanmanı istiyorum.Bunun üstesinden geleceksin,gelmelisin.’’ ‘’Ve başka neden?’’ Dondu.’’Gizlenmem gerekti.Seni görmemem gerekiyor.Nerede olduğumu arıyor olmalılar.’’ Dudakları büzüldü. ‘’Sanırım onlara anlatmam gerek.’’ ‘’Onlara hiçbir şey söylemen gerekmiyor.’’ ‘’Söyleyeceğim.’’ İçimdeki sinir yükseldi. ‘’Onlardan nefret ediyorum!’’ Jocab bana kocaman açtığı gözleriyle baktı,şaşırmıştı. ‘’Hayır,Bella.Onlardan nefret etme.Bu ne Sam’in ne de diğerlerinin hatası.Sana daha önceden anlattım,benim hatam. Sam aslında… evet,inanılmaz sükunetli.Jared ve Paul de mükemmeller,aslında Paul daha çok…Ve Embry her zaman benim arkadaşım oldu.Hiçbir şey değişmedi.Sam hakkında düşündüklerimden dolayı kendimi çok kötü hissediyorum…’’ San inanılmaz sükunetli miydi?Ona inanamayarak baktım. ‘’Peki o zaman neden beni görmemen gerekiyor?’’ diye sordum ısrarla. ‘’Güvenli değil,’’dedi yere bakarak. Kelimeleri beni ürküttü.O da bunu biliyor muydu?Benden başka kimse bilmiyordu.Ama haklıydı,gecenin yarısıydı,avlanmak için harika bir zamandı.Jocab burada,odamda olmamalıydı.Eğer birisi benim için gelecekse,yalnız olmalıydım. ‘’Eğer bunun çok…çok riskli olduğunu düşünseydim,’’dedi ‘’Gelmezdim.Ama Bella,’’ başını kaldırdı. ‘’Sana bir söz verdim.Bunu tutmanın bu kadar zor olduğundan haberim yoktu ama bu denemeyeceğim anlamına gelmez.’’ Anlamadığımı görünce, ‘’O aptal filmden sonra,’’ diye hatırlattı. ‘’ Sana,seni incitmeyeceğime dair söz vermiştim… Ve bugün bu sözümü tutamadım,değil mi?’’ ‘’Yapmak istemediğini biliyordum,Jake.Sorun değil.’’ ‘’Teşekkürler Bella.’’ Elimi tuttu. ‘’Burada seninle birlikte olabilmek için elimden geleni yapacağım,aynı söz verdiğim gibi.’’ Gülümsedi. ‘’Eğer bunu kendi kendine halledebilirsen harika olur,Bella.Biraz çaba göster.’’ Yüzümü hafifçe ekşittim. ‘’Deneyeceğim’’ ‘’Ve seni tekrar görmeyi deneyeceğim.Bunu yapmamamı söyleyecekler,biliyorum.’’ ‘’Onları dinleme.’’ ‘’Denerim.’’ Kafasını salladı.Başarısından pek emin değil gibiydi. ‘’Çözdüğün zaman,bana gel ve anlat.’’ Bir an aklına bir şey geldi ve aklına gelenden dolayı elleri titredi. ‘’Eğer… eğer gelmek istersen.’’ ‘’ Seni neden görmek istemeyeyim?’’ Yüzü sert ve buruk bir hal aldı,yüzde yüz eminim ki bu yüz Sam’e aitti. ‘’Ah,bir sebebi var,’’ dedi sert bir sesle.’’Bak,artık gitmem gerek.Benim için bir şey yapar mısın?’’ Başımı salladım. ‘’En azından ara beni.Eğer beni bir daha görmek istemesen de .Eğer öyleyse haberim olsun.’’ ‘’Bu olmayacak- ‘’ Elini kaldırdı ve beni susturdu. ‘’Sadece bileyim-‘’ Durdu ve cama döndü. ‘’Salaklaşma Jake, ‘’ dedim. ‘’ Bacağını kıracaksın.Kapıyı kullan.Charlie seni yakalayamaz.’’ ‘’Canımı acıtmam,’’ diye mırıldandı ama yine de kapıya döndü.Benim yanımdan geçerken çekindi,sanki bir fikir onu bıçaklıyormuş gibi baktı.Elini tutunca bir anda beni çekti ve sertçe göğsüne yasladı. ‘’Ne olur ne olmaz,’’ diye mırıldandı,beni öyle bir kucakladı ki neredeyse kaburgalarım kırılacaktı. ‘’Nefes alamıyorum!’’ diye mırıldandım.Beni bıraktı ve tek eliyle belimden nazikçe yatağın üzerine bıraktı. ‘’Biraz uyu Bells.Kafanın çalışması gerek.Bunu yapabileceğini biliyorum.Sana ihtiyacım var seni kaybetmeyeceğim Bella.’’ Tek adımda kapıya vardı,sessizce açtı ve kayboldu.Gıcırdayan basamağın sesini duyarım diye bekledim ama hiç ses gelmedi.Yatağa yattım,başım dönüyordu.Kafam karışmıştı,bitkindim.Gözlerimi yumdum,anlam vermeye çalışıyor,sadece şuursuzluğa doğru yutulmak istiyordum. Özlemini çektiğim huzurlu ve kaymak gibi bir uyku değildi,tabii ki değildi.Tekrar ormandaydım ve her zaman yaptığım gibi aranıyordum.Her zaman ki rüyam olmadığını hemen fark ettim.Tek bir şey hariç,etrafı aramak mecburiyetinde değildim.Alışkanlıktan etrafta aranıyordum çünkü burada benden beklenen buydu.Aslında burası her zamanki orman değildi.Koku farklıydı,ışık da farklıydı.Ağaçlık gibi değildi de,okyanus gibi kokuyordu.Gökyüzünü göremiyordum,daha güneş batmamıştı,tepedeki yapraklar parlak gibiydi.La Push’taki ormandı burası,plajın yanındaki olduğuna emindim.Eğer plajı bulabilirsem güneşi güneşi görebileceğimi biliyordum,aceleyle ileriye koşturdum ve uzaktaki dalga seslerine doğru yürüdüm.Jocab oradaydı.Elimi tuttu ve beni ormanın karanlık bölümlerine sürükledi. ‘’Jacob,sorun ne?’’ Yüzü korkmuş bir çocuğun yüzüydü ve saçları eskisi gibi güzeldi,boynunun arkasında at kuyruğu yapmıştı.Bütün gücüyle beni çekti ama ben karşı koydum,karanlığa gitmek istemiyordum. ‘’Koş, Bella,koşmalısın!’’ dedi korkuyla.Beklenmedik deja vu o kadar güçlüydü ki,neredeyse uyanacaktım.Burayı nereden hatırladığımı biliyordum.Çünkü başka bir rüyada buraya gelmiştim.Milyonlarca yıl önce ,tamamen başka bir hayatta.Jocab’la sahilde yürüdükten sonraki gece gördüğüm rüyaydı bu,Edward’ın vampir olduğunu öğrendiğim ilk gece.O günü hatırlayınca,bu rüyayı gömdüğüm anıların arasından çıkarmıştım.Sahilden bir ışık süzülüyordu.Bir an Edward’ın ağaçların arasından yürüdüğünü,teninin parlaklığını,gözlerinin simsiyah ve tehlikeli baktığını gördüm.Beni eliyle çağırıp gülümsedi.Bir melek kadar güzeldi,dişleri sivri ve keskindi.Jocab elimi bıraktı ve ciyak ciyak bağırdı.Titriyordu,ayaklarımın dibine düştü. ‘’Jacob!’’ diye haykırdım ama gitmişti.Onun yerine koyu ve akıllı gözlerle bakan,kocaman ,kızıl kahve kurt gelmişti.Bu başka bir hayatta rüyasını gördüğüm aynı kurt değildi.Bu tam bir hafta önce gördüğüm kızıl kahve kurttu.Kocamandı,canavarımsı ve bir ayıdan daha büyük.Kurdun bakışlarında bir ima vardı,akıllı gözleriyle hayati bir şeyi ifade etmeye çalışıyordu.Jacob Black’in tanıdık siyah kahve gözleriyle.Ciğerlerimin sonuna kadar haykırarak uyandım.Charlie’nin gelip beni kontrol etmesini bekledim.Çünkü her zamanki haykırışım değildi.Kafamı yastığa gömdüm ve pamuktan kumaşı yüzüme sertçe bastırdım.Ama Charlie gelmedi.Boğazımdan gelen garip çığlığı bastırmayı becerdim.Şimdi hepsini hatırlıyordum,o günü Jacob’ın bana plajda anlattığı her kelimeyi,hatta vampirlerden önce anlattığı ‘’soğuk olanlarla’’ ilgili bölümü bile.Özelliklede ilk kısmını. ‘’Bizim eski hikayelerimizi biliyor musun?’’diye sormuştu. ‘’Tam olarak değil’’ demiştim. ‘’Aslında,bir sürü efsane var,bazıları ta sel zamanına kadar eskilere dayanıyor.Güya eski Quileutesliler kurtulabilmek için kanolarını dağın en uzun ağaçlarının tepelerine bağlamışlar,aynı Nuh ve gemisi gibi.’’ Hikayelerine kendinden de bir şeyler kattığını göstermek için gülümsedi. ‘’Başka bir efsane der ki,bizler kurtlardan gelmişiz ve kurtlar hala bizim kardeşlerimiz.Onları öldürmek kabileye ters düşer.’’ ‘’Ve sonra soğuk olanlarla ilgili hikayelerde var.’’ Sesi biraz daha kısılmıştı. ‘’ Soğuk olanlar mı?’’ ‘’ Evet,soğuk olanlarla ilgili de hikayeler var tıpkı kurt efsaneleri gibi ve bazıları oldukça yakın zamanda gerçekleşmiş.Bir efsaneye göre,benim büyükbabam bazılarını tanıyormuş. O bazılarını bizim topraklarımızdan uzak tutmak için anlaşma yapmış.’’Jacob gözlerini devirdi. ‘’Senin büyükbaban mı?’’ ‘’O bir kabile yaşlısıymış,babam gibi.Gördüğün gibi soğuk olanlar,kurtların doğal düşmanları,tam olarak kurtlar değil ama kurtlar adamlara dönüşür,aynı atalarımız gibi.Onlara kurt adam diyebilirsin.’’ ‘’Kurt adamların düşmanları var mı?’’ ‘’ Sadece bir tane.’’ Boğazıma bir şeyler takıldı,boğulacak gibi oldum.Yutkunmaya çalıştım ama oraya yerleşmişti,kıpırdamıyordu.Tükürmeye çalıştım. ‘’Kurt adam ‘’ dedim. Evet,beni boğan kelime buydu.Burası nasıl bir yerdi?Gerçekten böyle tarihi efsanelerin,minik,bilinmez kasabaların sınırlarında dolaşıyor olması,efsanevi canavarlarla olması normal miydi?Aklı başında ve normal bir şeyler var mıydı,yoksa her şey sadece sihir ve hayalet hikayelerinden mi ibaretti?Kafamı ellerimin arasına soktum,patlamasına engel olmaya çalışıyordum.Küçük,kuru bir ses,bana sorunun ne olduğunu sordu.Zaten uzun zaman önce vampirlerin varlığını kabul etmemiş miydim?Sesimin sonuna kadar bağırmak istedim.Bir tek efsane herkese yetmiyor muydu?Edward Cullen’in normalin ötesinde ve üstünde olduğunun farkındaydım.Ve ne olduğunu öğrenmek benim için pek de sürpriz olmamıştı,bir şey olduğu açıkça ortadaydı.Ama Jacob?Jacob,sadece Jacob’tu ,başka bir şey değildi.Jacob benim arkadaşımdı.Jacob güvenebileceğim tek insandı.Ve gerçekte insan bile değildi.İçimden gelen çığlığı bastırmak için kendimi zorladım.Bunun benimle ilgisi neydi?Bunun cevabını biliyordum.Benimle ilgili kesinlikle yanlış bir şeyler vardı.Yoksa neden hayatım korku filmlerinden fırlamış karakterlerle dolu olsundu ki?Yoksa neden ben onlara çok değer verdiğimde,onlar kendi efsanevi yollarına gidip benim göğsümde derin yaralar açsındılar ki?Kafamda ki her şey yer değiştirdi,daha önceden başka bir şey ifade eden şeyler,şimdi başka anlamlar ifade ediyordu.Bir tarikat yoktu.Hiç tarikat olmadı,hiç çete de olmadı.Hayır,bu daha da kötüydü.Bir gruptu bu.Edward’ın çayırında önümden geçen kurt adamların grubu… Bir an aceleyle hareket etmeye başladım.Saate göz attım,oldukça erkendi ama umurumda değildi.Hemen şimdi,La Push’a gitmeliydim.Jacob’ı görmem gerekiyordu.Aklımı yitirmediğimi söylemesini istiyordum.Birbirlerine uyup uymadığını umursamadan bulabildiğim ilk temiz kıyafetleri aldım ve merdivenleri ikişer ikişer indim.Koridordan geçerken neredeyse Charlie ‘ye çarpıyordum. ‘’Nereye gidiyorsun?’’ diye sordu,benim onu gördüğüme şaşırdığım gibi o da beni gördüğüne şaşırmıştı. ‘’Saatin kaç olduğunu biliyor musun?’’ ‘’Evet,Jacob’ı görmeye gidiyorum.’’ ‘’ Sam’le olan şeyden sonra sandım ki…’’ ‘’Bu önemli değil,onunla hemen şuan konuşmam gerek.’’ ‘’Oldukça erken.’’ Yüzümün değişmediğini görünce dondu. ‘’ Kahvaltı etmek istemiyor musun?’’ ‘’ Aç değilim.’’ Kelimeler dudaklarımdan fırlamıştı.Çıkış yolumu kapatmıştı.Etrafından dolanıp kaçmaya karar verdim ama daha sonra ona bir açıklama yapmam gerektiğini biliyordum. ‘’Hemen dönerim,tamam mı?’’ Charlie dondu. ‘’Direk Jacob’ın evine gidiyorsun,değil mi? Başka yerlere uğramayacaksın?’’ ‘’Tabii ki hayır,nerede durabilirim ki?’’ Kelimelerimde benim gibi hızlıydı. ‘’Bilemiyorum,’’ dedi. ‘’Sadece … başka bir saldırı olmuş.Yine kurtlar.Kaplıcaların oradaki otelin yakınında olmuş ve bu sefer bir şahit var.Kurban kaybolduğunda sadece on metre uzaklıktaymış.Karısı kocasını ararken,koca gri bir kurt görmüş ve yardım için koşmaya başlamış.’’ Mideme bir kramp girdi. ‘’Bir kurt mu saldırmış?’’ ‘’ Ondan hiçbir iz yok sadece kan var.’’ Chalie’nin yüzü acı doluydu. ‘’Orman koruyucuları silahlandılar ve silahlı gönüllülerde onlara katıldı.Onlara katılmak için istekli bir sürü avcı var.Kurdun leşini getirene bir ödül bile veriyorlar.Ormanda oldukça fazla ateş açılacak ve bu beni korkutuyor. ‘’ Kafasını salladı. ‘’İnsanlar çok heyecanlandıkları zaman,kazalar olabiliyor. ‘’ ‘’Kurtlara ateş mi açacaklar?’’ sesim oldukça yüksek çıkmıştı. ‘’ Ne yapabiliriz ki? Nesi kötü?’’ diye sordu,gergin gözleri yüzümü inceliyordu.Kendimi kötü hissettim,her zamankinden daha beyaz görünüyor olmalıydım.Cevap veremedim.Eğer beni izlemiyor olsaydı,kafamı dizlerimin arasına koyardım.Kaybolmuş yürüyüşçüleri,kanlı pati izlerini unuturdum. ‘’ Bak tatlım,bunun seni korkutmasına izin verme.Sadece kasabada ya da otobanda kal,başka hiçbir yerde durma, tamam mı?’’ ‘’ Tamam,’’ dedim zayıf bir sesle. ‘’ Gitmem gerek.’’ Ona yakından baktım ve yürüyüş ayakkabılarını giymiş olduğunu gördüm,silahı da belindeydi. ‘’Kurtların peşinden gitmiyorsun,değil mi baba?’’ ‘’Yardım etmem gerek Bells.İnsanlar kayboluyor.’’ Sesim tekrar yükselmişti ve histerik çıkıyordu. ‘’Hayır! Hayır gitme.Çok tehlikeli!’’ ‘’Gidip işimi yapmam gerek kızım.Karamsar olma,ben iyi olacağım.’’ Kapıya döndü ve , ‘’Çıkıyor musun?’’ diye sordu.Midem hala bulanıyordu.Onu durdurmak için ne söyleyebilirdim?Bir çözüm bulamayacak kadar başım dönüyordu. ‘’ Bells?’’ ‘’Belki de La Push’a gitmek için çok erken,’’ diye fısıldadım. ‘’ Sana katılıyorum’’ dedi ve yağmura çıktı.Gözden kaybolduğunda ,yere yattım ve kafamı dizlerimin arasına koydum.Charlie’nin peşinden gitmeli miyim?Ne söyleyebilirim? Ya Jacob? Jacob benim en iyi arkadaşım,onu uyarmam gerek.Eğer o gerçekten…Korktum ve kendimi kelimeyi düşünmeye zorladım.O bir kurt adamsa,insanlar ona ateş edip vurabilir! Ona anlatmalıydım ve eğer koca kurtlar halinde gezerlerse arkadaşlarını da öldürebilirlerdi.Onlara durmalarını söylemem gerekiyordu. Durmalıydılar! Charlie ormandaydı.Bunu önemserler miydi? Merak ettim… Şu ana kadar sadece yabancılar kayboldu.Bunun bir anlamı var mıydı ya da bu sadece bir tesadüf müydü? En azından Jacob’ın önemseyeceğini biliyordum.Onu uyarmam gerekiyordu. Ya da… Uyarmış mıydım? Jacob benim en yakın arkadaşımdı ama o da bir canavar mıydı? Gerçek miydi? Kötü müydü? Eğer masum yürüyüşçüleri öldürüyorlarsa,eğer gerçekten korku filmindeki garip yaratıklarsa,onları korumam yanlış mı olurdu? Jacob’ı ve arkadaşlarını Cullenlar’la kıyaslamam kaçınılmazdı.Kurt adamlar hakkında en ufak bir şey bilmiyordum.Filmlerdekine yakın bir şeyler mi beklemem gerekiyordu,koca,kıllı,yarı adam yarı yaratık ya da başka bir şey,yoksa herhengi bir şey mi beklemeli miydim? Neden avlandıklarını bilmiyordum,açlıktan mı ya da susuzluktan mı,ya da sadece öldürme güdüsünden mi?Karar vermek zordu.Bilmemek zordu.Ama Cullenlar’ın iyi olmak için dayanmalarından daha kötü olamazdı.Esme’yi düşündüm,onun iyi ve sevecen yüzünü hatırlayınca gözyaşlarım akmaya başladı,nasıl da anaç bir sevecenliği vardı.Carlisle’ı düşündüm,bir doktor olarak hayat kurtarabilmek için,kendisine kanı umursamamayı öğretmişti.Bundan daha da zor başka hiçbir şey olamazdı.Kurt adamlar ise başka bir yol seçmişlerdi. Peki şimdi,ben ne seçmeliydim?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://twilighturk.twilight-vampire.com
 
New Moon - Yeni Ay Türkçe Çeviri 12.Bölüm(Davetsiz Misafir)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Ok Go-Shooting The Moon
» Moon Ga Young (문가영 )
» yeni smiyle eklemek
» Sailor Moon Müzikleri İçin
» foruma yeni smıleyler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilight FORUM :: Twilight :: Kitaplar :: New Moon - Yeni Ay Kitabı-
Buraya geçin: