~ TwiLighTuRK ~
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 18(Bunun İçin Söylenecek Bir Şey Yok)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
єηdLєSS Lσωє
єηdLєSS Lσωє


Mesaj Sayısı : 465
Kayıt tarihi : 07/03/10
Yaş : 23

MesajKonu: Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 18(Bunun İçin Söylenecek Bir Şey Yok)   Ptsi Mart 08, 2010 9:36 am

Belanın bedeni,Rosalie’nin ellerinde sanki elektrik çarpıyormuş gibi sarsılmaya başladı.Yüzü ifadesizdi,şuurunu yitirmişti.Onu hareket ettiren içinde hareket edip duran vahşi harmandı.Sarsıldığı sürece, kasılmalarla birlikte çatır çutur sesler gelmeye devam etti.

Rosalie ve Edward yarım saniye kadar donakaldılar,sonra ikisi de topralandı,Rosalie Bella’nın vücudunu elleriyle sarmaladı, anlaşılmaz bir hızla bağırarak konuşmaya başladılar,so kadar hızlı konuşuyorlardı ki sözcükleri seçmem imkansızdı.O ve Edward ikinci kata giden merdivenlerde beliriverdiler.

Ben de arkalarından koştum.

“Morfin” diye bağırdı Edward Rosalie’ye.

“Alice,Carlisle’ı ara” diye cırladı Rosalie.

Onları takip ettim.Bir kütüphanenin ortasına kurulmuş bir acil servis gibiydi.Işıklar parlak beyazdı.Bella ışığın altında bir masada yatıyordu,teni ışıkların altında hayalet gibi görünüyordu.Vücudu kuma atılmış gibi kıpırdanıyordu.Rosalie Bella’yı bastırdı,Elibeslerini yırtıp çıkardı,bu sırada Edward da koluna bir şırınga sapladı.

Onu kaç kere çıplak hayal etmiştim.Şimdiyse bakamıyordum.Zihnimde bu görüntülerin kazınmasından korkuyordum.

“Ne oluyor Edward”

“Havasız kaldı”

“Plesenta ayrılmış olmalı”

Bu noktada Bella kendine geldi.Sözlerine bir çığlıkla yanıt verdi.Sesi kulak zarımı tırmaladı.

“Çıkarın onu” diye çığlık attı “NEFES alamıyor!HEMEN ŞİMDİ”

Çığlığıyla birlikte gözündeki damarların patladığını gördüm

“Morfiiin” diye kükredi Edward

“HAYIR!ŞİMDİ” o çığlık atarken ağzından biraz daha kan fışkırdı.Edward, başını kaldırmaya çalıştı,çaresizce nefes almasını sağlamaya çalışıyordu.

Alice odaya ok gibi fırladı ve Rosalie’nin saçının altına küçük mavi bir kulaklık yerleştirdi.Sonra Alice geri çekildi,Rosalie telefonda çılgın gibi tıslarken gözlerini kocaman açtı.Gözlerinden alevler çıkıyordu sanki.

Parlak ışığın altında Bella’nın bedeni beyazdan ziyade mor ve siyah görünüyordu.Karnındaki şikinlikten koyu kırmızı bir şeyler sızıyordu.Rosalie eline bir neşter aldı

“Bırak da morfin yayılsın” diye bağırdı Edward ona.

“Zamanımız yok” diye tısladı Rosalie “O(bebek) ölüyor”

Elini,Bella’nın karnına doğru indirdi ve cildiğini kestiği yerden parlak kırmızı akmaya başladı. Sanki bir kova ters çevrilmiş gibi,ya da musluk açılmış gibi.Bella sıçradı,ama çığlık atmadı.Boğuluyordu.

Sonra Rosalie’nin dikkatinin dağıldığını gördüm.Yüzündeki ifade değişti,dudakları aralandı,dişleri göründü,siyah gözleri susuzlukla parladı.

“Hayır Rose” diye kükredi Edward,Ama elleri Bella boğulmasın diye başını havada tutmaya çalışmakla meşgüldü.

Rosalie’ye doğru atıldım.Masanın üzerinden atladım.Taş gibi nedenine çarpıp,onu kapıya yapıştırdığımda,elindeki neşteri koluma iyice sapladığını hissettim.Sağ avucumu yüzüne kapattım,çenesini kilitledim ve burnunu tıkadım.

Karnına güzel bir tekme yapıştırabilmek için Rosalie’yi büktüm,ama betona vurmak gibiydi.Kulağında duran küçük kulaklık parçalara ayrıldı.Sonra Alice yetişti,onu boğazından tuttu,aşağı hole götürdü.

Sarışının hakkını vermeliyim.hiç direnmedi.Kazanmamızı istiyordu.Orada pestilini çıkarırken,Bella kurtulacaktı.Daha doğrusu “yaratık” kurtulacaktı.

Kolumdaki bıçağı çıkardım.

“Alice!Götür onu buradan” diye bağırdı Edward “Jasper’ın yanına götür ve orada kalsın. Jacob sana ihtiyacım var!”

Alice’in onu götürmesini seyretmedim.operasyon masasına doğru ilerledim,masada Bella’nın rengi maviye dönmüştü,gözleri açıktı.

“Suni solunum yapmayı biliyor musun” diye sordu ve “evet” cevabını aldı…

Edward’ın yüzünü Rosalie gibi davranmaya başlayacağını gösteren herhangi bir belirti var mı diye hızlıca inceledim.Kararlı ifadesi dışında hiçbir şey yakalayamadım.

“Nefes almasını sağla!Onu bir an önce çıkarmak zorundaydım…”

İçinden bir kırılma sesi daha geldi,şu ana kadarkilerin en şiddetliydi.İkimiz de donakaldık,Bella’nın çığlık atmasını bekledik.Hiçbir ses gelmedi.Az önce acıdan kıvrılmış halde duran bacakları,şimdi gücünü yitimişti, sanki anormal bir şekilde gövdesinden çıkıyor gibiydiler.

“Omurgası!”dedi dehşet içinde

“Çıkar şunu onun içinden!”diye kükredim,elimdeki neşteri ona uzattım “Şimdi bir şey hissetmez”

Sonra başına eğildim.Ağzımı ağzına dayadım ve akciğerlerimdeki bütün havayı üfledim.Titreyen vücudunun şiştiğini hissettim.Demek ki hava yollarını tıkayan bir şey yoktu.

Dudaklarının tadı kan gibiydi.

Kalbinin düzensiz bir ritmle attığını duydum.İçimden “Devam et” dedim,bir yandan bir nefeslik daha hava üfledim. “Söz vermiştin” “Kalbinin atmasını sağla”

Karnını kesen neşterin,yumuşak,ıslak sesini duydum.Yere biraz daha kan aktı.

Bundan sonra çıkan sesle irkildiö.Sanki metal ayrılıyormuş gibi bir ses.Aylar önce yeni doğanlarla dövüştüğümüzde,yeni doğanların parçalarına ayrılma sesiydi bu.Dünüp baktım,Edward kafasını şişkinliğe bastırmıştı.Vampir dişleri!-Vampir derisini kesmek için en ideal yol.

Bella’ya biraz daha hava verirken titredim

Öksürerek karşılık verdi.Gözlerini kırpıştırdı.

“Benimle kal Bella!” diye bağırdım ona.”Duyuyor musun?Burada kal.Beni terk etmeyeceksin!Kalbin atmaya devam etsin!”

Gözleri sağa sola hakeret etti,beni ya da onu aradı,ama hiçbir şey göremedi.

Ama ben gözlerinin içine baktım ve bakışlarımı ona kilitledim.

Sonra birden vücudu ellerimde öylece,hareketsiz bir hal aldı.Nefes alış verişi biraz toparlanmış gibiydi.Kalbi de atmaya devam ediyordu.Bu hareketsizlik,bitti demekti.Onu içten döven şey artık çıkmıştı.

Şey.

Edward “Renesmee” diye fısıldadı.

Demek Bella yanılmıştı.Hayallerinde gördüğü o erkek çocuğu değildi.Çok da büyük bir sürpriz değildi yani.Ne zaman yanılmamıştı ki?

Kırmızı noktalarla dolu gözlerinden gözümü ayırmadım ama ellerini güçsüzce kaldırdığını fark ettiö
“İzin ver de…” dedi nefesi yetmeyerek “Bana ver onu”

Ona istedğini her şeyi vereceğini biliyordum,istekleri ne kadar aptalca olursa olsun.Ama şu an onu dinleyeceği hiç aklımdan hayalimden geçmedi.Onun için onu durdurmaya çalışmadım.

Koluma bir sıcaklık değdi.Dikkatimi bu çekmiş olacak.Bana hiçbir şey sıcak gelmez.

Gözlerimi bir an olsun Bella’nın yüzünden ayıramadım.Gözleri önce kapandı sonra dikkatle bakmaya başladı, ve sonunda bir şey görmeye başladı.Tuhaf,güçsüz bir inlemeyele…

“Renes…mee..Çok…Güzel” dedi şarkı söyler gibi.

Sonra nefesini tuttu.Acıyla nefesini tuttu.

Ben baktığımda çok geçti.Edward sıcak,kanlı şeyi onun ellerinden çekivermişti.Gözlerim,cildinde gezindi.Kan,onu kırmızıya boyamıştı.Ağzından çıkan kanlar,yaratığın üzerine sıvanmış kanlar,sol göğsündeki iki yarım ay şeklindeki ısırık izinden akan taze kan…

“Hayır,Renesmee…” diye mırıldandı Edward.Canavara görgü kurallarını öğretiyordu herhalde.

Edward’a ya da ona bakmadım.Bella’ya baktım,gözleri tekrar yukarı döndü.

Son kez zayıf bir ses çıktı,sonra kalbi durdu.

Ellerimi hemen göğsüne dayadım,kalp masajı yapmaya başladım.İçimden,ritmi tutturmak için saydım.Bir İki Üç Dört

Bir saniye masaja ara verdim,akciğerlerimdeki havayı üfledim.

Artık bir şey göremiyordum.Gözlerim nemliydi,görüşüm bulanıklaşmıştı.Ama odadaki seslere aşırı duyarlıydım.Elimin altında isteksizce çalkalanır gibi atan kalbinin sesi,kendi kalbimin atışı ve atan bir kalp daha.Çok hızlı ve çok derinden geliyordu.Nereden geldiğini çıkaramıyordum.

Belanın boğazına biraz daha hava üfledim.

“Neyi bekliyorsun” dedim.Kalibine tekrar bastırmaya başladım.1-2-3-4

“Bebeği al” dedi Edward

“Camdan aşağı at” dedim 1-2-3-4 . “Onu bana ver” dedi kapıda duran biri kısık sesle.Edward’la aynı anda kükredik.

1-2-3-4

“Kontrol altına aldım” diye söz verdi Rosalie. “Bebeği bana ver Edward.Onunla ben ilgilenebilirim ta ki Bella…”

Bella için tekrar nefes aldım.Bu sırada bir şeyler değişti.

Kalp atışları uzaklaştı.

“Ellerini çek Jacob”

Gözlerimi Bella’nın beyaz gözlerinden ayırdım,bir yandan kalbini onun yerine çalıştırmaya çalışırken. Edward elinde gümüş rengi bir şırınga vardı.Sanki çelikten yapılmış gibiydi.

“O da ne?” dedim

Taş gibi elleriyle benim ellerimi iteledi.Serçe parmağım kırıldırken küçük bir çıtırtı çıktı.O anda iğneyi doğrudan kalbine sapladı.

“Zehirim.” Diye cevap verdi,şırıngaya bastırırken.

Kalbi,sanki ona kürekle vuruyormuş gibi sarsıldı.

“Devam et” diye emretti.Sesi soğuktu,ölü gibiydi.Keskin ve düşünmeden.Sanki bir makineymiş gibi.
Parmağım iyileşirken duyduğum acıya boşverdim,ve kalbine bastırmaya devam ettim.Daha sertti.Sanki kanı orada pıhtılaşmış gibi.Git gide sertleşiyordu ve yavaşlıyordu.Damarlarında yarı akışkan kanı hareket etmesini sağlamaya çalışırken,ne yaptığını izliyordum.

Sanki onu öpüyormuş gibi görünüyordu.Dudaklarını boğazına,bileklerine,kolundaki katlantıya sürtüyodu.

Ama o dişlerini geçirdikçe,Bella’nın cildinin yırtılma sesini duyabiliyordum.Tekrar tekrar,ne kadar çok yerden zehrini verebilirse vermeye çalışıyordu.Soluk renkli dilinin,kanayan yaralarda gezindiği gördüm,ama bu beni sinirlendirmeden ya da midemi kaldırmadan önce ne yapmaya çalıştığını fark ettim.diliyle zehrini gezidrdiği yerlerde yaralar iyileşip kapanmaya başladı.Böylece hem kan hem de zehir içerde kalmış olacaktı.

Ağzına daha fazla hava üfledim.Ama hiçbir şey olmadı.Sadece göğüs kafesi şişti.İçimden sayarak kalbine bastırmaya devam ettim.Bu sırada o da onu toparlayabilmek için deli gibi uğraşıyordu.Kralın bütün atları,kralın bütün adamları…

Ama orada hiçbir şey yoktu.Sadece ben ve o vardık.Bir ceset için uğraşıyorduk.

İkimizin de sevdiği kızdan geriye kalan tek şey buydu.Bu darmadağın,kanı son damlasına kadar akmış,bozulmuş ceset.Bella’yı toparlayamayacaktık.

Çok geç olduğunu biliyordum.Öldüğüne emindim.Bunu biliyordum çünkü o çekim gitmişti.Artık onun yanında olmam için bir neden yoktu.O artık burada değildi.Bu bedende beni çeken hiçbir şey yoktu artık. İstemsizce onun yanında olmaya duyduğum ihtiyaç yok olmuştu artık.

Ya da belki yer değiştirmişti demeliyim.Çekim,tam zıttı yönden geliyordu.Alt kattan.Buradan çıkmayı ve bir daha geri dönmemeyi istiyordum

“Git o zaman” deyiverdi.Elimi tekrar itti ve benim yerime geçti.Üç parmak kırıldı bu sefer sanırım.
Parmaklarımı yerine yerleştirdim,ağrıyı umursamadan.

Cansız kalbine benden daha kuvvetli bir şekilde bastırmaya başladı.

“O ölmedi” diye kükredi “İyileşecek” Benimle konuştuğundan emin değildim.

Onu ölüsüyle baş başa bırakarak arkaya döndüm,Yavaşça kapıya doğru yürüdüm.Çok yavaş bir şekilde.Ayaklarım daha hızlı gitmiyordu.

Demek hepsi buydu.Acılarla dolu okyanus.Diğer kıyı,fokurduyan sular arkasında o kadar uzaktı ki ne görebiliyordum, ne de hayal edebiliyordum

Kendimi tekrar boşlukta hissettim,artık amacımı yitirmiştim.Bella’yı kurtarmak unu zamandır tek gayem olmuştu.Ve artık kurtulamazdı.Kendini o canvara gönüllü bir şekikde kurban verdi.Artık kavgayı kaybetmiştim.Her şey bitmişti.

Merdivenlerden inerken,arkamdan gelen seslerle irkildim,atmaya zorlanan cansız bir kalp.

Bir şekilde kafamın içine ozon döküp,beynimi yakabilmek istedim.Bella’nın son dakikalarından kalan son görüntüleri.O canavar onu yırtıp çıkmaya çalışırken çıkan bütün o dayanılmaz sesleri,çığlıkları,akan kanları unutabileceksem beyin hasarına razıydım.

Merdivenleri onar onar inmek,koşarak kapıya gitmek istedim.Ama ayaklarım demir gibi ağır geliyorlar.Bedenim buraya sanki daha önce olduğundan daha fazla bağlanmış gibiydi.Merdivenlerden sakat yaşlı bir adam gibi tökezleyerek indim.

Son basamakta dinlendim,kapıdan çıkmak için gereken gücü toplamaya çalıştım.

Rosalie beyaz kanepenin temiz olan kısmında kucağında bir battaniyeye sarılı o şeyle sırtı bana dönük bir şekilde oturuyordu,o şeyi sakinleştirmeye çalışıyordu.Durakladığımı fark etti.Ama beni görmezden geldi.Bella’dan çaldığı annelik dakikalarının tadını çıkarıyordu.Belki artık mutlu olurdu.Rosalie istediğini almıştı ve Bella o yaratığı ondan alamayacaktı.O zehirli sarışının bunca zamandır bunu hayal edip etmediğini çok merak ettim.

Elinde koyu renkli bir şey vardı.Ve elindeki küçük katil iştahla emerken sesler çıkarıyordu.

Havadaki kanın kokusu.İnsan kanı.Rosalie onu besliyordu.Tabi ki kan içecekti.Kendi öz annesine bu kadar vahşice zarar veren bir canavardan başka ne beklenebilirdi ki?Belki de Bella’nın kanını içiyordur.Kim bilir.

Küçük celladın sesini dinlerken gücüm geri geldi.

Güç,nefret ve bir sıcaklık.Kafamdan aşağı kaynar sular döküldü,yaktı ama hiçbir şeyi silmedi.Kafamdaki görüntüler cehennem ateşinin yakıtı gibiydi ve tükenmeye niyeti yoktu.Başımdan ayak ucuma kadar bir titreme geldi,engel olmaya çalışmadım.

Rosali tamamen yaratığa odaklanmıştı.Bana hiç dikkat etmiyordu.Dikkati dağınıktı.Beni durdurmak için zamanında hareket edemeyecekti.

Sam haklıydı.O şeyin var oluşu doğaya aykırıydı.Kara,ruhsuz bir iblis.Var olmaya hakkı yoktu.Yok edilmesi gereken bir şeydi.

Çekim beni kapıya doğru çekmiyordu belli ki.Şimdi beni cesaretlendirdiğini,ileri doğru çektiğini hissedebiliyordum.Bu işi bitirmem için beni yüreklendiriyordu.Dünyayı bu korkunç yaratıktan temizlememi söylüyordu.

Yaratığı öldürdükten sonra Rosalie beni öldürmeye çalışacaktı.Ben de karşılık verirdim.Yardım gelene kadar onun işini bitirebilir miydim?Beelki evet belki hayır.Hangisi olursa olsun umurumda değildi.
Kurtlar benim yanımda mı karşımda mı olacaktı.Hiçbiri umrumda değildi.Tek umursadığım kendi hakkım olanı almaktı.İntikamım!Bella’yı öldüren o canavar bir dakika daha yaşayamayacaktı.

Eğer Bella hayatta kalmayı başarırsa, bunu yaptığım için benden nefret ederdi.Beni bizzat öldürmeyi isterdi.

Ama umrumda değildi.O bana bunları yaparken umursamadı.Bana kendisinin bir hayvan gibi katledilmesini izlettirdi.Neden duygularına önem verecektim ki?

Ha bir de Edward vardı tabi.Şimdi delice inkarıyla ve cesedini diriltmekle o kadar meşgüldü ki planlarımı dinleyemezdi.

Üç kişiye karşılık bir kişi,Rosalie,Jasper ve Alice’i yenmeyi başaramazsam-ki bu bahiste kendime para yatırmazdım-ona verdiğim sözü de yerine getirme fırsatım olmayacaktı.

Zaten bunu yapmak hiç içimden gelmiyordu.Neden yaptıklarıyla yüzleşmekten kurtaracaktım ki onu?Hiç bir şey ikalmadan yaşamasına izin vermek daha adil değil miydi? (daha tatmişn edici yani)
İçim o kadar nefretle doluydu ki bunu hayal etmek beni neredeyse gülümsetti.Bella yok.Katil yavru yoktu.Ve ailesinin de ne kadar ferdini indirebilirsem o kadarı yok.Tabi onları tekrar bir araya getirebilirdi,burada kalıp onları yakmaya fırsatım olmazdı.Bella’nın aksine.O bir daha asla bir araya gelemeyecekti.

O yaratığın parçalarının tekrar bir araya getirilip getirilemeyeceğini merak ettim.Bundan şüpheliydi.Bella’dan gelen bir yanı,onun kırılganlığını taşıyor olmalıydı.Onun küçük kalbinin attığını duydum.

Atan onun kalbiydi.Bella’nın kalbi atmıyordu.

Bu kararları vermemden sadece bir saniye geçmişti.

Titreme gittikçe şiddetlenerek artıyordu.Kendimi toparladım.o yaratığı sarışın vampirin ellerinden dişlerimle çekip almak için vampire doğru atılmaya hazırlandım.

Rosalie yaratığı pışpışladı,elindeki boş metal şişemsi şeyi bir kenara bıraktı,agucuk bugucuk yapmak için havaya kaldırdı.

Kusursuz.Bu yeni pozisyon saldırım için kusursuzdu.İleriye doğru yöneldim.Beni katile doğru yaklaştıran çekim artarken, hissettiğim sıcaklığın beni değiştirdiğini fark ettim.Daha önce hiç hissetmediğim kadar kuvvetli bir şeydi.Alfanın emirleri gibiydi.Uymazsam beni ezip geçecek gibiydi.
Ama bu sefer emre uymak istiyordum.

Katil, Rosalie’nin omzunun üzerinden bana baktı.Bakışları, bir yenidoğanınkilerin olması gerekenden daha odaklanmıştı.

Sıcak,kahverengi gözler,sütlü çikolata rengi.Bella’nınkilerle aynı renkte.

Titremem sona erdi ve durdum,sıcak deminkinden daha da kuvvetli bir şekilde içimden aktı,geçti.Ama bu seferki sıcak farklıydı.Yanmak gibi değildi.

Sanki gökten zembil inmişti.

Yarı insan yarı vampir bebeğin porselen gibi tenine bakarken içimdeki her şey bir çözüme kavuştu….
Beni ben yapan her şey-yukarıda ölü yatan kıza duyduğum aşk,babama duyduğum sevgi,yeni sürüme duyduğum sadakat,diğer kardeşlerime duyduğum sevgi,düşmanlarıma duyduğum nefret,evim,adım,benliğim- o andan benden koptu.Pufff.Ve boşluğa doğru havalandı.
Ama bağım kesilmedi.Beni olduğum yere bağlayan yeni bir şey vardı.
Bir tek bağ değil,milyon tane.Bağ değil,çelik kablolar.Bir milyon çelik kablo,beni tek bir şeye bağlıyordu.Dünyamın merkezine.
Bunu şimdi anlıyordum.Daha önce evrenin simetrisini hiç fark etmemiştim.Ama şimdi çok açıktı.
Yer çekimi artık beni ayakta durduğum yere bağlamıyordu.
Beni orada ayakta tutan, vampirin ellerindeki o kız bebekti artık.
Renesmee .
Yukardan yeni bir ses geldi.O an benim dikkatimi çekebilecek tek ses oydu.
Çılgınca,yarışır gibi atan bir kalp
Değişen bir kalp.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://twilighturk.twilight-vampire.com
 
Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 18(Bunun İçin Söylenecek Bir Şey Yok)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» şafak vaktinin devamı
» şafak saymak çok zor
» Atasözü ve Deyim Çevirileri
» En sevdiğin şarkı ve sözleri?
» Aya Kanno (Otomen)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilight FORUM :: Twilight :: Kitaplar :: Breaking Dawn - Şafak Vakti Kitabı-
Buraya geçin: