~ TwiLighTuRK ~
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 7(Beklenmedik)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
єηdLєSS Lσωє
єηdLєSS Lσωє


Mesaj Sayısı : 465
Kayıt tarihi : 07/03/10
Yaş : 23

MesajKonu: Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 7(Beklenmedik)   Ptsi Mart 08, 2010 9:28 am

Üzerimdeki karanlık kefen gibi sisin üzerinde ilerliyordu. Onların istekle parlayan koyu, öldürmeyi arzulayan, yakut gözlerini görebiliyordum.Dudakları, onların sivri, ıslak dişlerinin üzerinde gerildi---biraz hırlama, biraz gülümseme.

Arkamda inleyen çocuğu duydum, ama ona bakmak için geri dönemedim. Yine de onun güvende olduğu konusunda umutsuzdum. Şu anda odaklanma konusunda hiç bir hata yapma lüksüm yoktu.
Daha da yaklaştılar. Siyah cüppeleri hareketleriyle birlikte hafifçe dalgalanıyordu. Ellerinin kemik-rengi avuçlarında kıvrıldığını gördüm. Tüm yönlerden bizi sararak, ayrılmaya başladılar. Dört bir yanımız sarılmıştı. Ölecektik.

Ve sonra, sanki bir flaş patlaması gibi, bütün sahne değişikti. Henüz değişmemiş--- Volturi hala bizi öldürmeye hazır arkamızda yürüyordu. Gerçekten değişen şey resmin bana nasıl gözüktüğüydü. Aniden, onun için açtım. Panik, ben öne doğru çömelirken kana susamışlığa dönüştü. Yüzümde bir gülümseme oluştu ve çıplak dişlerimin arasından bir hırıltı çıktı.

Rüyanın şokuyla yerimden fırladım.

Oda karanlıktı.Ayrıca aşırı sıcaktı. Ter şakaklarımdan boğazıma doru akıyordu.
Elimle sıcak yatağı yokladım ve boş buldum.

''Edward?''

Hemen sonra, parmaklarım prüssüz, düz ve sert bir şeye deydi. İkiye katlanmış bir kağıt parçası. Notu elime ldım ve ışıkları açmaya gittim.

Notun dışındaki adres Mrs. Cullen adınaydı.

Yokluğumu fark etmeyeceğini umuyorum, ama eğer fark edersen, çok kısa bir süre içerisinde döneceğim. Yalnızca avlanmak için anakaraya gittim. Uykuya geri dön ve tekrar uyandığında ben yanında olacağım. Seni seviyorum.

İç çektim. Yaklaşık iki haftadır buradaydık, bu yüzden ayrılmak zorunda olacağını bekliyor olmalıydım.Ama daha önce zaman konusunda düşünmemiştim. Burada sankği zamanın dışında gibiydik. Yalnızca mükemmel bir halde sürükleniyorduk.

Alnımdaki teri sildim. Kendimi tamamen uyanık hissediyordum, ama komidinin üzerindeki saat gecenin birden sonrası olduğunu gösteriyordu. Bu kada rsıcak ve yapış yapış hissederken asla uyuyamayacağımı biliyordum.Anımsamak istemiyorum ama eğer ışığı söndürüp, gözlerimi kaparsam av kafamda, o peşindeki siyak figürleri göreceğimden emindim.

Kalktım ve ışıkları açarak, amaçsızca karanlık evin içinde yürüdüm. Edward olmadan burası çok büyük ve boş geliyordu. Farklı.

En son mutfağa geldim ve belki güzel bir yiğeceğin ihtiyacım olan şey olduğuna karar verdim.
Kızarmış tavuk için tüm malzemeleri bulana kadar buzdolabını karıştırdım. Tavadaki tavuktan gelen patırtılar ve cızırtılar hoş seslerdi. Sessizliği doldururlarken daha az gergin hissettim.

O kadar güzel koktu ki tavadan alır almaz dilimi yakarak hemen yemeğe başladım.Beşinci ya da atıncı lokmada, tadını alabileceğim kadar soğumuştu.Çiğneyişim yavaşladı. Tadında bir şey mi vardı? Eti kontrol ettim tamamen beyazdı ama yine de tamamen zamanının dolduğunu düşündüm. Denemek için başka bir ısırık aldım; iki kez çiğnedim. İyk- kesinlikle kötü.Lavobaya tükürmek için koştum. Aniden tavuk-ve-yağ kokusu tiksindirici geldi. Tüm tabağı aldım ve çöpe silkeledim. Sonra kokunun çıkması için pencereleri açtım. Serin bir esinti içeriye girdi. Bu bana kendimi daha iyi hissettirdi. Aniden kendimi çok yorgun hissettim, ama sıcak odaya dönmek istemedim. O yüzden televizyon odasında daha çok pencere açtım ve hemen altındaki divana uzandım. Geçen gün izlediğimiz aynı filmi açtım ve neşeli açılış şarkısıyla uykuya daldım.

Gözlerimi tekrar açtığımda, güneş gökyüzünde yarım yükselmişti, ama beni uyandıran ışık değildi. Beni kendine doğru çeken serin kollardı. Aynı anda, ani bir acı mideme girdi neredeyse midenize bir yumruk yedikten sonraki şok gibi.

Üzgünüm, ''Edward soğuk elleriyle nemli alnımı silerken mırıldandı. '' Çok büyük bir düşüncesizlik. Benim gidişimle senin için ne kadar sıcak olacağını unutmuşum. Tekrar gitmeden önce klimayı açacağım.''

Ne söylediğine konsantre olamıyordum.''Afedersin!'' kollarını serbest bırakması için mücadele ederek güçlükle soludum.

Otomatik olarak ellerini indirdi. ''Bella?''

Elim ağızımda kapalı banyoya doğru koştum. O korkunç hissediyordum ki-başta- ben klozete sürünmüş ve acı çekerken onun benimle gelmesine bile aldırmadım.

''Bella sorun ne?''

Daha cevap verememiştim. Beni endişeyle kaldırdı, saçımı yüzümden uzak tutarak yeniden nefes alıncaya kadar bekledi.

''Kahrolası bayat tavuk.''inledim.

''İyimisin?'' sesi gergindi.

''İyiyim.''nefes nefese kalmıştım. ''Yalnızca besin zahirlenmesi.Bunu görmen gerekmez. Uzaklaş.''
''Mümkün değil, Bella.''

''Uzaklaş,''ayağa kalkmaya çalışarak tekrar inledim.Böylece ağzımı durulayabilecektim. Ona yönelttiğim ittirmeleri yok sayarak kibarca bana yardım etti.

Ağzım temizlendikten sonra, beni kollarında tutarak yatağa taşıdı ve dikkatlice oturttu.

''Besin zehirlenmesi?''

''Evet,''edim çatlak bir sesle. ''Dün akşam kendime biraz tavuk yaptım. Tadı kötüydü, bende attım. Ama atmadan önce bir kaç ısırık aldım.''

Alnıma soğuk elini koydu. Bu iyi hissettirdi.''Şimdi nasıl hissediyorsun?''

Bunu bir dakikalığına düşündüm. Mide bulantısı geldiği gibi aniden geçmişti. ''Oldukça normal.Biraz aç aslında.''

Bana biraz yumurta pişirmeden önce bir saat yanımda bir bardak su ile bekletti. Tamamen normal hissediyordum, yalnızca gecenin ortasıda kalktığım için biraz yorgun. CNN'ni açtı. Çok fazla gündemden kopmuştuk. Üçüncü dünya savaşı kopmuş olabilirdi ve bizim haberimiz olmazdı-- ve uykulu bir şekilde kucağına uzandım.

Haberlerden sıkıldım ve onu öpmek için döndüm. Aynı sabahki gibi hareket ettiğimde keskin bir acı mideme saplandı. Ondan uzağa doğru sendeledim. Elim ağzımda sıkı sıkıya kapalıydı. Bu sefer asla banyoya zamanında yetişemeyeceğimi biliyordum. O yüzden mutfak lavabosuna doğru koştum.
Tekrar saçlarımı tuttu.

''Belki de Rio'ya dönüp, bir doktora gitmeliyiz.'' Ben ağzımı durularken telaşla önerdi.
Kafamı iki yana salladım ve koridora doğru ilerledim. Doktor demek iğne demek. ''Dişlerimi fırçaladıktan sonra iyi olacağım.''

Ağzımdaki tat gittiğinde, Alice'in benim için paketlediği bandajlar,ağrı kesiciler-şu andaki hedefim- Pepto-Bismol gibi insan şeyleri ile dolu küçük sağlık çantasını bulmak için bavulumu aramaya başladım.Belki midemi yatıştırabilirdim ve Edward'ı sakinleştirebilirdim.

Pepto'yu bulmadan önce, Alice'nin benim için paketlediği başka bir şeye daha rastladım. Küçük mavi kutuyu aldım ve başka herşeyi unutarak uzun bir süre bakakaldım.

Sonra kafamda saymaya başladım. Bir kez.İki kez.Tekrar.

Şok beni vurdu; küçük mavi kutu bavula düştü.

''İyimisin?'' Edward kapının arasından sordu. ''Tekrar mı hastalandın?''

''Evet ve hayır,''dedim, ama sesim boğazlanıyormuş gibi çıktı.


''Bella?'' lütfen içeriye gelebilirmiyim?'' Artık endişeli.

''Ta...mam.''

İçeri girdi ve pozisyonumu tarttı. Yerde, dizlerimin üzerinde, bavulun yanında oturur halde ve yüz ifadem, anlamsız ve boş. Yanıma oturdu, elini alnıma götürdü.

''Sorun ne?''

''Düğünden beri kaç gün geçti?''fısıldadım.

''On yedi.'' otomatik olarak cevapladı. ''Bella, ne demek istiyorsun?''

Tekrar sayıyordum. Onu beklemesi için uyararak bir parmağımı kaldırdım. ve sayıları kendime tekrarladım. Daha önce günler konusunda yanılmıştım. Düşündüğümden daha uzun bir süredir burdaydık. Tekrar başladım.

''Bella!''sabırsızca fısıldadı. ''Burada aklımı kaybetmek üzereyim''

Yutkunmaya çalıştım. İşe yaramadı. Bende bavula uzandım ve tekrar küçük mavi tampon kutusunu bulana kadar araştırdım.Kutuyu sessizce kaldırdım.

Kafası karışmış bir şekilde bana baktı. ''Ne? Hastalığını adet gibi mi geçirmeye çalışıyorsun?''

''Hayır,'' tıkanmamı engellemeye çalıştım. ''Hayır, Edward. Periyodumun beş gün geciktiğini söylemeye çalışıyorum.''

Yüz ifadesi değişmedi.Sanki hiç konuşmamışım gibiydi.

''Bunun besin zehirlenmesi olduğunu sanmıyorum.''ekledim.

Yanıt vermedi. Bir heykele dönüşmüştü.

''Rüyalar,'' kendime donuk bir sesle mırıldandım. ''Çok fazla uyumalar.Ağlamalar. Tüm o yiğecekler.Oh. Oh. Oh.

Edward'ın bakışları boşlaşmıştı.Sanki artık hiç birşey göremiyor gibi.

Refleks olarak, neredeyse istemsizce, elim karnıma düştü.

''Oh!''tekrar cikledim.

Edward'ın hareketsiz ellerş arasından kayarak, yalpaladım. Mavi kumaşları yolumdan çektim ve karnıma baktım.

''İmkansız.''diye fısıldadım.

Hayatımın hiç bir bölümünde bebekler ya da hamilelikle ilgili kesinlikle bir deneyimim olmamıştı. Ama ben aptal değildim. Nasıl geliştiğini blmek için yeterince TV şovu ve film izlemiştim. Yalnızca beş gün gecikmiştim. Eğer hamile olsaydım, bedenim uyarı gösterirdi.Hamile olmasaydım, sabah bulantılarım olmazdı, uyku ve yeme alışkanlıklarımı değiştirmezdim.

Ve en önemlisi karnımda kesinlikle ,küçük ama belirgin bir şişlik olmazdı.

Doğru açıda kaybolurmu diye, her açıdan inceleyerek, gövdemi ileri geri döndürdüm. Parmaklarımı belli belirsiz şişliğin üzerinde gezdirdim ve tenimin altında ne kadar sert olduğuna şaşırdım.

''İmkansız,'' dedim tekrar, çünkü, şiş olsun ya da olmasın, periodum bozulsun ya da bozulmasın ( ve kesinlikle ortada bir period yoktu, Yine de daha önce bir gün bile gecikmemiştim), hamile olabilmemin hiç bir yolu yoktu. Seks yaptığım tek kişi bir vampirdi.

Hala yerde donmuş duran ve hiç bir hareket belirtisi göztermeyen vampir.

Bu yüzden bunun başka bir açıklaması olmalıydı. Benimle ilgili bir sorun. Tüm hamilelik belirtilerini gösteren garip bir Güney amerika hastalığı. Yalnızca hızlandırılmış hali...

Ve sonra bir şey hatırladım- bana şimdi bir ömür kadar uzak görünen bir zamanda yapılan bir internet araştırması. Charlie'nin evinde odmdaki eski sandalyede , pencereden zayıfça sızan gri ışıkla, oturur, benim antika, hırıldayan ilgisayarıma, Jacob Black'in yirmi-dört saatten daha kısa bir süre önce henüz kendide inanmıyorken, beni eğlendirmek için Quileute efsanelerinden bahsederek bana Edward'ın vampir olduğunu söylediği zaman hevesle ''Vampirler A-Z'' adındaki bir siteyi okurkenki halim.Dünyadaki Vampir efsanelerine adanmış siteyi merakla araştırmıştım.Filipino Danag, Hebrew Estire, Romanian-Varacolaci, İtalyan Stregoni benefici (aslında yeni kayınpederimin Volturi ile eski maceralarını temel alan bir efsane ama o zamanlar bunun hakkında hiç bir şey bilmiyordum)... Sürekli daha da imkansızlaşan hikayelere daha az dikkat etmeye başlamıştım.Yalnızca bazı konuları yarım yamalak hatırlayabiliyordum. Nasıl beni seni aldatmakla suçlayabilirsin? - Yalnızca eve iki yıllık deniz yolculuğundan döndün ve ben hamileyim diye mi? Bu bir kabus! O beni mistik vampir güçleriyle hipnotize etti.

Kafamı salladım, afallamıştım. Ama...

Esmeyi ve özellikle Rosalie'yi düşündüm. Vampirlerin çocuğu olamazdı. Eğer böyle bir şey mümkün olsaydı Rosalie çoktan bir yolunu bulmuş olurdu.Bu eski karabasan efsaneler yalnızca bir masal olmalıydı.

Bunun dışında... şey, benim durumumda bir farklılık vardı. Rosalie tabiki de bir çocuğa hamile kalamazdı. Çünkü Rosalie insanlıktan vampirliğe geçtiği durumda donmuştu. Tamamen değişmez. Ama insan kadınlarının vücutları çocuk taşımak için değişmek zorundadır. Önce sabit , aylık bir döngü. Daha sonra büyüyen bir çocuğu taşıyabilmek için daha büyük değişiklikler. Rosalie'nin vücudu değişemzdi.
Ama benimki değişebilir. Benimki değişti. Dün orada olmayan karnımdaki şişliğe dokundum.
Ve insan erkekler- eh, onlarda yaşamdan ölüme geçtikleri halde kalıyorlar.

Ama tabiki, vampir erkeklerin partnerleri hamile kalamazken, çocuk sahibi olabileceklerini kim bilebilir? Dünya üzerindeki hangi vampirin bunu bir insan kadınla deneme zorunluluğu vardır ki?Ya da buna eğilimi olup olmadığını?

Ben bir tane düşünebiliyordum.

Kafamın bir taraftıraları ve tahminleri sınıflandırırken, diğer taraf- en küçük kasları bile hareket ettirmeye yarayan kısım- normal işlevlerini yerine getiremeyecek şekilde afallamıştı. Konuşmak için dudaklarımı hareket ettiremiyordum ama yinede Edward'a lütfen bana neler olup bittiğini anlatmasını söylemek istioyrdum. Onun oturduğu yere gitmem, ona dokunmam lazımdı ama vücudum talimatları izleyemiyordu.Ben yalnızca, ellerim dikkatle gövdemdeki şişliğe bastırmış, aynadaki şok olmuş gözlerime bakabiliyordum.

Ve sonra,geçen geceki parlak kabusumdaki gibi, sahne beklenmedik bir şekilde değişti. Aynada gördüğüm herşey tamamen farklı gözüktü, ama aslında hiç bir şey değişmiş değildi.

Herşeyin değişmesine sebep olan şey vücudumun içinden gelen, yumuşak, küçük bir dürtmeydi.

Aynı anda, Edward'ın telefonu çaldı,tiz ve ısrarcı. İkimizde yerinden kıpırdamadı. Tekrar ve tekrar çaldı.

Parmalarımı karnıma bastırarak bekledim. Aynadaki ifadem artık allak bullak olmuş değildi- meraklıydı. Tuhaf, sessiz gözyeşlarımın yanaklarımdan süzüldüğünü ancak neredeyse farkedebildim.Telefon çalmaya devam etti. Edward'ın cevaplamasını diledim--- şu anda önemli bir an yaşıyordum. Büyük ihtimalle hayatımın en büyük anını.

Ring! Ring! Ring! (telefon sesini türkçeye nasıl çevireceğimden bir türlü emin olamadım, ''zırr'' biraz garip oldu sanki )

Sonunda, sinir bozukluğu başka herşeyi sildi. Edward'ın yanına düzlerimin üzerine çöktüm- kendimi daha dikkatle hareket ederken buldum. Her hereketin nasıl hissettirdiği konusun da binlerce kez daha dikkatli--- ve telefonu bulana kadar ceplerini yokladım. Çözülüp telefona kendi bakmasını yarı-umdum ama o tamamen hareketsizdi.

Numarayı tanıdım, ve neden aradığını klolayca tahmin edebiliyordum.

''Selam Alice.''dedim.Sesim öncekinden daha iyi değildi. Boğazımı temizledim.

''Bella? Bella, iyimisin?''

''İyiyim, Charlisle orada mı?''

Evet. Sorun ne?''

''Ben...yüzde yüz... emin değilim...''

''Edward iyi mi?'' diye sordu endişeyle. Telefonun uzağından Charlisle'nin adını seslendi ve ben daha ilk sorusunu cevaplayamadan, ''Neden telefonu açmadı?'' diye ısrar etti.

''Emin değilim.''

''Bella neler oluyor? Ben sadece şey gördüm--''

''Ne gördün?''

Bir sessizlik oldu. ''İşte Charlisle,''dedi sonunda.

Buzlu su damarlarıma enjekte edilmiş gibi hissettim. Eğer Alice beni kollarımda yeşil-gözlü, melek-yüzlü bir çocukla görmüş olsaydı bana cevap verirdi, vermez miydi?

Charlisle'nin telefonu almasını beklerken, Alice için hayal ettiğim görüntü gözkapaklarımda oynaştı.Hatta hayallerimdeki erekek çocuktan bile daha güzel küçük bir bebek-- kollarımda küçük bir Edward. Sıcaklık, buzu kovarak damarlarım boyunca ilerledi.

''Bella, Ben Charlisle. Neler oluyor?''

''Ben-- '' naısl cevap vermem gerektiği konusunda emin değildim. Düşüncelerime gülüp delirdiğimi mi söyleyecekti? Yanlızca başka bir renkli rüya mı görüyordum? ''Ben Edward'la ilgili biraz endişeliyim... Vampirler şoka girebilir mi?''

''Zarar mı gördü?'' Charlisle'nin sesi aniden hızlandı.

''Hayır, hayır,'' ona güven vermeye çalıştım. ''Yalnızca... bir süprüzle karşılaştı.''

''Anlayamıyorum Bella.''

''Sanırım... şey, düşünüyordum ki...belki... belkide...''derin bir nefes aldım.''Hamile olabilirim.''
Bu sırada karnımda bir vuruş daha hissettim. Ellerim karnıma gitti.

Uzun bir durasamadan sonra, Charlisle'nin tibbi soruları başladı.

''Menstürel döngünün ilk günü ne zamandı?''

''Düğünden 16 gün önce.'' Emin olarak cevaplamadan önce kafamda işlem yaptım.

''Nasıl hissediyorsun?''

''Garip'', dedim ve sesim çatladı. Başka bir gözyaşı kümesi yanaklarımdan aşşağıya damladı. ''Bu çok saçma geliyor--- bak, bunun için çok erken olduğunu biliyorum. Belkide ben delirdim.Ama acayip rüyalar görüyorum ve sürekli yemek yiğiyorum ve ağlıyorum ve kusuyorum ve...ve... Daha şimdi içimde birşeyin kıpırdadığına yemin edebilirim.''

Edward'ın kafası yukarıya kalktı.

Rahatlamayla iç çektim.

Edward elini telefona uzattı. Yüzü beyaz ve sertti.

''Urn, Sanırım Edward seninle konumak istiyor.''

''Ver,'' dedi Charlisle gergin bir sesle.

Edward'ın konuşabileceğinden tam emin olmadan, telefonu onun açık ellerine koydum.

Telefonu kulağına bastırdı. ''Bu mümkün olabilir mi?'' fısıldadı.

Hiç bir yere odaklanmadan boş bir şekilde bakarak, uzun bire süre dinledi.

''Ve Bella?'' diye sordu. Konuşurken kollarını bana doladı ve kedine doğru çekti.

Oldukça uzun gözüken bir süre sonra 'Evet, Evet. Yapacağım. '' dedi.

Telefonu kulağından uzaklaştırdı ve ''son'' tuşuna bastı. Hemen sonra yeni bir numara çevirdi.

''Charlisle ne söyledi?'' sabırsızca sordum.

Edward yaşamıyormuşçasına bir sesle cevapladı. ''O senin hamile olduğunu düşünüyor.''

Kelimeler omurgamdan aşşağıya bir titreme yolladı. Küçük dürtükleyici içimde kıpırdandı.

''Şimdi kimi arıyorsun?'' telefonu tekrar kulağına koyarken sordum.

''Hava alanını. Eve dönüyoruz.''

Edward telefonda bir saat boyunca hiç ara vermeden konuştu. Eve uçuşumuz için düzenlemeler yaptığını tahmin ediyordum ama emin olamıyordum. Çünkü ingilizce konuşmuyordu. Tartışıyormuş gibi gözüküyordu; çoğu kez dişlerinin arasından konuşuyordu.

Tartışırken, toplandı. Geçtiği yerde yolunda düzenden çok tahribat yaratarak ortalıpta dönüp duran bir hortum gibiydi. Elbiselerimden bir kısmını onlara bakmadan yatağın üzerine fırlattı. Bundan benim için giyinme vaktinin geldiğini çıkardım. Ben üzerimi değişirken o tartışmaya hızlı el kol hareketleri yaparak devam etti.

Ondan dayanan şiddetli enerjiye artık katlanamaz olduğumda, odayı yavaşça terk ettim. Onun manik konsantrasyonu midemin rahatsızlanmasına sebep olmuştu-- sabah bulantıları gibi değil, yalnızca huzursuzluk. Bu modunun geçmesini başka bir yerde bekleyebilirdim. Bu beni biraz korkutan odaklanmış, soğuk Edward'la konuşamazdım.

Bir kez daha, mutfağa gittim. Tezgahın üzerinde bir paket çubuk kraker vardı. Onları çiğneyerek dalgın dalgın, pencereden kumlara ve taşlara, ağaçlara ve okyanusa, güneşte parlayan herşeye bakmaya başladım.

Biri beni dürttü.

''Biliyorum,''dedim ''Bende gitmek istemiyorum.''

Bir süreliğine pencereden dışarı baktım ama beni dürten yanıt vermedi.

''Anlamıyorum,''diye fısıldadım. ''Burada yalnış olan ne?''

Kesinlikle şaşırtıcı. Hatta şaşkınlığa uğratıcı. Ama yanlış?

Hayır.

O zaman neden Edward bu kadar öfkeliydi?

Bunun için bir sebep düşündüm.

Belkide Edward'ın hemen eve dönmemizi istemesi o kadar da garip değildi. Charlisle'nin bana bakmasını istiyordu, tahminimi doğrulamak için-- yine de kafamda bu konuyla ilgili hiç bir şüphe yoktu.Büyük ihtimalle hamileliğin neden bu kadar çabuk geliştiğini çözmek istiyorlardı. Karnımdaki şişlik ve dürtmeler. Bunlar normal değildi.

İlk kez bunu düşündüğümde. Doğru tahin ettiğime emindim. Bebek hakkında çok endişeli olmalıydı. Henüz kafayı yememiştim. Beynim onunkinden daha yavaş çalışıyordu-- hala daha önce gördüğüm resme odaklanmıştı: Edward'ın insanken olduğu gibi, yeşil gözlerine sahip minik bir çocuk-- kollarımda açık tenli ve güzel yatıyor. Tamamen Edward'ın yüzünü alacağını umuyordum, benden hiç bir parazit almadan.

Gerçekleşen bu görünün nasıl bu kadar beklenmedik ve tümüyle gereklilik olması komikti. O ilk küçük dokunuşla, tüm dünya değişti. Daha önce onsuz yaşayamayacağım tek bir şey varken artık iki olmuştu. Ama ortada bir bölünme yoktu--- sevgim onların arasında bölünmemişti; bu öyle bir şey değildi. Bu daha çok kalbim büyümüş de iki katı büyüklüğünde şişmiş gibiydi. Tüm ekstra yerler , çoktan doldurulmuştu. Artış neredeyse baş döndürücüydü.

Daha önce asla Rosalie'nin acısını ve küskünlüğünü gerçekten anlayamamıştım. Kendimi asla bir anne olarak hayal etmemiş, bunu asla istememiştim. Edward'a onun için çocuktan vazgeçmeyi hiç umursamadığıma dair söz vermek oldukça kolay olmuştu, çünkü gerçekten öyleydi. Genel olarak çocuk, bana asla uymamıştı. Gürültücü yaratıklar gibi gözüküyorlardı. Asla onlarla yapacak pek birşeyim olmamıştı. Renee'nin bana bir kardeş verdiğini hayal ettiğimde, bu daima bir büyük kardeş oluyordu. Benimle ilgilenecek biri.

Bu çocuk, Edward'ın çocuğu, tamamen başka bir hikayeydi.

Onu havayı istediğim gibi istiyordum. Bir seçenek değil-- gereksinim.

Belkide yalnızca gerçekten kötü bir hayal gücüm vardı. Belki de kendimi gerçekten evlenene kadar evli olarak hayal edememein sebebi buydu-- gerçekten bir bebek gelene dek bir bebek istediğimi anlamaktan acizdim.

Bir sonraki vuruşu bekleyerek alimi karnımın üzerine koyduğumda, göz yaşları yeniden yanaklarımdan aşşağıya doğru süzüldü.

''Bella?''

Ses tonundan endişelenerek, döndüm. Çok soğuktu, çok dikkatli. Yüzü sesiyle uyuşuyordu, boş ve sert.

Ve sonra ağladığımı gördü.

''Bella! '' Odayı şimşek gibi geçti ve elini yüzüme koydu. ''Acı mı çekiyorsun?''

''Yo, yo---''

Beni göğsüne doğru çekti. ''Korkma. On altı saat içinde evde olacağız. İyi olacaksın. Charlisle biz oraya gittiğimizde hazır olacak. Bununla ilgileneceğiz ve sen iyi olacaksın, iyi olacaksın.''

''Bununla ilgilenmek? Ne demek stiyorsun?''

Uzaklaştı ve gözlerime baktı. ''O şey senin herhangi bir parçanı incitmeden içinden çıkaracağız. Korkma. O şeyin seni incitmesine izin vermeyeceğim.''

''O şey?'' soluğum kesildi.

Ön kapıya doğru baktı. ''Lanet olsun!'' Gustavo'nun bugün görevi olduğunu unutmuşum. Ondan kurtulup hemen döneceğim.'' odadan dışarı fırladı.

Destek için tezgahı tuttum. Dizlerim titriyordu.

Edward az önce benim küçük dürtücüme şey demişti. Charlisle'nin onu dışarı çıkaracağını söylemişti.
''Hayır,'' fısıldadım.

Daha önce yanılmıştım. Bebek için hiç endişelenmiyordu. Onu incitmek istiyordu. Kafamdaki güzel resim aniden karanlık bir şeye dönüştü. Benim sevimli bebeğim ağlıyordu.Benim zayıf kollarım onu korumaya yeterli değildi.

Ne yapabilirdim? Bununla başa çıkabilecekmiydim? Ya başa çıkamassam? Bu Alice'nin telefodaki garip sessizliğini açıklarmı? Gördüğü şey bumuydu? Edward ve Charlisle henüz yaşayamadan beyaz tenli, mükemmel çocuğuu öldürüyorlar mıydı?

''Hayır,'' tekrar fısıldadım, sesim daha güçlü. Bu olamazdı. Buna izin vermeyecektim.

Tekrar Edward'ın portekizce konuştuğunu duydum. Tekrar tartışıyordu. Sesi yakınlaşıyordu. Öfkeli hırlamasını duydum. Ve sonra başka bir ses duydum. Alçak ve ürkek. Bir kadının sesi.
Edward onun önünde mutfağa girdi ve doğruca bana doğru yürüdü. Yanaklarımdaki yaşları sildi ve ince, sert dudaklarının arasından kulağıma mırıldandı.

''Getirdiği yemeyi bırakmakta ısrar ediyor--- bize akşam yemeği hazırlamış.'' Eğer daha az gergin olsaydı, daha az öfkeli, gözlerini devireceğini biliyordum. ''Bu bir bahane-- senin henüz öldürmediğimden emin olmak istiyor. Sesi cünlenin sonunda buz gibi soğudu.

Kaure elinde örtülmüş bir yemekle gergince köşeden dolaştı.Portekizce konuşabilmeyi diledim, ya da ispanyolcamın bu kadar temel olmamasını. Böylece yalnızca beni konrol etmek için bir vampiri öfkelendirmeye cesaret edebidiği için ona teşekkür edebilirdim.

Gözleri ikimizin arasında gidip geldi. Yüzümdeki rengi ölçtğünü gördüm, gözlerimdeki nemi. Anlamadığım bir şey mırıldanarak, yemeği tezgaha koydu.

Edward ona bir şeyler bağardı, onun bu kadar kaba olduğunu daha önce hiç görmemiştim. Gitmek için döndü ve eteğinin hareketi yemeğin kokusunu yüzüme doğru estirdi. Koku güçlüydü-- sarımsaklar ve balık. Ağzımı tuttum ve lavaboya koştum. Edward'ın ellerini alnımda hissettim ve onun kulağıma doğru gürleyen mırıltılarını duydum. Elleri bir saniyeliğine kayboldu ve ben buzdolabının çarpılmasını duydum. Merhametlice, koku sesle birlikte kayboldu ve Edward'ın elleri benim yapış yapış yüzümü serinletiyordu. Çabucak geçti.

O benim yüzümün bir tarafını okşarken ben de ağzımı duruladım.

Rahmimde kesin olmayan küçük bir vuruş vardı.

Sorun yok. Biz iyiyiz, şişliğe doğru düşündüm.

Edward beni kollarına çekerek döndürdü. Başımı omzuna yasladım. Ellerim iç güdüsel olarak arnımın üzerinde birleşti.

Küçük br soluk duydı-um ve yukarı baktım.

Kadın hala oradaydı.Sanki yardım edebilecek bir yol arıyormuşçasına elleri yarı açık, kapının orada tereddütte kalmıştı. Gözleri şokla açılmış, ellerime kilitlenmişti. Ağzı açık kaldı.

Ve sonra Edward'ta soluksuz kaldı, ve beni hafifçe bedeninin arkasına iterek aniden kadına yüzünü döndü. Kolları gövdemi çaprazlamasına sarmıştı, sanki beni geri çekiyormuş gibi.

Aniden, Kaure ona bağırıyordu-- yüksek sesle, öfkeli, onun anlaşılamaz sözleri odada bıçaklar gibi uçuşuyordu. Küçük yumruğunu havaya kaldırdı ve ona Edward'a doğru sallayarak ileri iki adım attı. Yırtıcılığına rağmen gözlerindeki dehşeti görmek mümkündü.

Edward'ta ona doğru bir adım attı ve ben kadın için korkarak kolunu kavradım. Ama Edward Kaure'nin paylamasını kestiğinde, sesi beni şaşırttı, özellikle Kaure ona feryad etmemesine karşın, onun ne kadar keskin olduğu konusunda. Sesi şimdi alçaktı, yalvarır gibiydi. Sdece bu değil, ama sesi de daha farklıydı, daha gırtlaktan, şiirsel. Artık portekizce konuştuğunu sanmıyordum.

Bir süreliğine, kadın ona şaşkınlıkla baktı ve sonra aynı değişik dilde uzun bir soru haykırırken gözleri kısıldı.

Yüzünde enfişe ve ciddiyeti büyümesini izledim. Bir kere başını salladı. Kaure çabucak bir adım geri attı.

Edward bana doğru el hareketleri yaparak ondan uzaklaştı ve sonra yanağıma yasladı.Kaure ellerini suçlarcasına Edward'a doğru sallayarak tekrar öfkeyle yanıt verdi. Kaure bitirdiğinde Edward yeniden aynı alçak, çabuk ses tonuyla yalvardı.

Surat ifadesi değişti-- Edward'a şüpheyle karışık bir şaşkınlıkla bakıyordu. Gözleri benim şaşkın suratıma gidip gidip geldi. Edward konuşmayı bıraktı ve Kaure birşeyleri düşünüyor gibi gözüküyordu. İkimizin arasında arkaya, öne baktı ve sonra bilinçsizce ileri bir adım attı. Elleriyle bir hareket yaptı. Karnından çıkan balon gibi bir şekil. Ona baka kaldım-- yırtıcı, kan-içici efsaneleri bunu mu içeriyordu? İçimde büyüyen şey hakkında gerçekten bir şeyler biliyor olm ası mümkün müydü?

Bu sefer kasten bir kaç adım ileri attı ve Edward'ın gergince yanıtladığı bir kaç kısa soru sordu. Ve sonra Edward soru soran durumuna geçti--- küçük bir sorgulama. Kaure önce tereddüt etti ve sonra yavaşça başını salladı. Edward tekrar konuştuğunda, sesi o kadar acı doluydu ki şok içinde ona baka kaldım. Yüzü acı ile asılmıştı.

Cevap olarak, küçük elini karnımın üzerine koymasına yetecek kadar ilerledi. Yalnızca bir kelime Portekizce bir söz söyledi.

''Morte,'' dedi yavaşça. Ve döndü, omuzları sanki bu tartışma onu yaşlandırmış gibi eğilmişti. Odayı terk etti.

O kelimieyi anlayacak kadar İspanyolca biliyordum.

Edward yüzündeki işkence çeken ifade ile onun arkasından bakarken, yeniden donmuştu. Bir kaç dakika sonra, botun motorunun hayat bulduğunu ve uzaklaştıkça solmasını işittim. Ve sonra eli omuzumu kavradı.

''Nereye gidiyorsun?'' dedi acı bir fısıltıyla.

''Tekrar dişlerimi fırçalamaya.''

''Ne dediği hakkında endişelenme, Onlar sadece eski efsaneler. Eğlenmek için uydurulan eski yalanlar.
''Hiç bir şey anlamadım zaten.'' dedim ama aslında bu tam olarak doğru değildi. Bir şeye yalnızca bir efsane olduğu için inanmamam saçma olurdu. Kendi hayatım zaten her yönden bir efsane ile sarılmıştı.

Hepsi doğruydu.

''Diş fırçanı paketlemiştim. Senin için getireyim.''

Yanımdan yatak odasına doğru yürüdü.

''Yakında ayrılıyormuyuz?'' arkasından seslendim.

''Sen işini bitirir bitirmez.''

Ytak odasının etrafında yavaş adımlarla dolaşarak, fırçayı yeniden paketlemek için dişlerimi fırçalamamı bekledi. Bitirdiğimde fırçayı ona verdim.

''Ben bavulları bota taşıyacağım.''

''Edward--''

Geriye döndü. ''Evet?''

Bir kaç dakika yalnız kalmanın yolunu arayarak duraksadım. ''Bana biraz... yemek paketleyebilirmisin? Biliyorsun, eğer tekrar acıkırsam diye.''

''Tabiki'', dedi gözleri aniden yumuşamıştı. ''Hiç bir şey hakkında endişelenme. Bir kaç saat sonra Charlisle'ye ulasşacağız. Çok yakında bu tamamen bitecek.''

Sesime güvenmeyerek, kafamı salladım.

Döndü ve iki elindede birer bavulla odayı terk etti.

Hızla tezgahın üzerinde bıraktığı telefonu kaptım. Onun için bir şeyleri unutmak hiç normal değildi--- Gustavo'nun geldiğini unutmak, telefonunu burada unutmak. O kadar stres altındaydıki neredeyse kendi gibi değildi.

Telefonu açtım ve önceden proglamlanmış numaraları karıştırdım Beni yakalayacağından korkarak, telefonun sesini kapadığı için minnettar kaldım. Şu anda bottamıydı? Y da çoktan dönüyormuydu? Eğer fısıldarsam beni mutfaktan duyabilirmiydi?

İstediğim numarayı buldum. Daha önce hayatımda hiç aramadığım bir numarayı. ''ara'' Butonuna bastım ve bekledim.

''Alo?'' ses sanki altın rüzgar çanlarıymışçasına cevap verdi.

''Rosalie?'' fısıldadım. ''Benim Bella. Lütfen. Bana yardım etmek zorundasın.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://twilighturk.twilight-vampire.com
 
Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 7(Beklenmedik)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» şafak vaktinin devamı
» şafak saymak çok zor
» Atasözü ve Deyim Çevirileri
» En sevdiğin şarkı ve sözleri?
» Aya Kanno (Otomen)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilight FORUM :: Twilight :: Kitaplar :: Breaking Dawn - Şafak Vakti Kitabı-
Buraya geçin: