~ TwiLighTuRK ~
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 6(Oyalama)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
єηdLєSS Lσωє
єηdLєSS Lσωє


Mesaj Sayısı : 465
Kayıt tarihi : 07/03/10
Yaş : 23

MesajKonu: Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 6(Oyalama)   Ptsi Mart 08, 2010 9:28 am

Eğlenmem Esme Adası'nda birinci öncelik haline gelmişti. Şnorkelle daldık(Şey, daha doğrusu o oksijensiz yaşayabilme özelliğiyle hava atarken ben şnorkelle daldım ). Kayalık sivri bir doruğu da içine alan küçük ormanı araştırdık.Adanın güney ucundaki göllüklerde yaşayan papağanları ziyaret ettik.Batıdaki taşlı küçük koydan güneşin batışını izledik.Sıcak sığ sularda yunuslarla birlikte yüzdük. Ya da en azından ben yüzdüm; Edward suda olduğu zaman yunuslar sanki yakınlarda bir köpekbalığı varmış gibi kayboluyordu.

Neler olduğunu biliyordum. Beni meşgul tutmaya çalışıyordu,kafası karışmış, böylece seks meselesi hakkına onun başının etini yemeye devam edemeyecektim. Ne zaman Edward'a büyük ekran plazma ekranın altındaki bir milyon DVD'yi seçme konusunda sakin olmasını söylemeye çalıştığımda beni mercan resifleri batık mağaralar ve deniz kaplumbağaları gibi sihirli sözcüklerle beni evin dışına sürüklüyordu.Bütün gün geziyorduk, geziyorduk, geziyorduk, böylece güneş sonunda battığında kendimi tamamen açlıktan ölür ve yorgunluktan perişan halde buluyordum.

Her akşam yemeği bitirdiğimde tabağımın kenarına sarkıyordum; ben masada uyuya kaldığımda beni yatağa taşımak zorunda kalıyordu.Edward bana her seferinde tek kişi için çok fazla yemek yapıyordu ama bütün gün o kadar yüzmeden, tırmanmadan sonra çok aç oluyordum.Sonra tamamen dolu ve yorgun olunca gözlerimi ancak neredeyse açık tutabiliyorum.Şüphesiz onun planıda buydu zaten.

Yorgunluk ikna çabalarım konusunda hiç yardımcı olmuyordu. Ama pes etmedim. Akıl vermeye, yalvarmaya ve mızmızlanmaya çalıştım ama hiç birinin yararı olmuyordu.Henüz istediğim şey için fazla diretemeden baygın durumda oluyordum.Ve ne kadar uzun uyuyup uyumamış olmam önemli olmaksızın beni uyandıran-çoğunlukla kabuslar,çok canlı ve akılda kalıcı , tahminen rüyalarımın bu kadar renkli olmasının sebebi adanın çok-parlak renkleriydi-
rüyalarım çok fazla gerçek gibiydi.

Adaya geldiğimizden bir hafta ya da daha sonra, şerefimi tehlikeye atarak uzlaşmaya çalışmaya karar verdim.

Bu geçmişte işe yaramıştı.

Artık mavi odada uyuyordum. Temizlik ekibi yarına kadar gelmeyecekti, bu yüzden beyaz oda hala kar gibi, tüyden bir örtüyle kaplanmıştı. Mavi oda daha küçüktü, ve yatak daha makul oranlardaydı.Duvarlar koyu, tik ağacından kaplama tahtasındandı. ve döşemeler tamamen lüks mavi ipektendi.

Gece giyip uymak için Alice'nin iç çamaşırı koleksiyonundan bir kaç parça aldım--miktar olarak, benim için paketlediği az bikinilerle karşılaştırılamazlardı. Acaba neden bu kadar çok şeye ihtiyacım olcağı konusunda bir şey mi gördüğünü merak ettim ve ona bu düşünceyle ürperdim ve utandım.

Tenimin gerektiğinden fazla kısmını ortaya çıkarmanın yardımdan çok zararı dokunabileceğinden endişe duyarak, ama aynı zamande her şeyi denemeye hazır, ,fildişi masum satenleri incelemeye başladım.Edward ben evde giydiğim eski sweatlarımı bile giyiyor olsaydım fark etmeyecek gibi görünüyordu.

Çürükler artık çok daha iyi durumdaydı--- bazı yerlerde sarıya dönüyor ve hep birlikte kayboluyorlardı--- o yüzden bu akşam banyoda hazır tuttuğum korkutucu parçalardan birini giydim. İç çamaşırı siyahtı, dantelliydi ve ona bakmak üzerinizde değilken bile insanı utandırıyordu. İçeriye gitmeden önce aynaya bakmamak için çok dikkat ettim. Cesaretimi kaybetmek istemiyordum.

Onun gözlerinin yalnızca bir saniyeliğine o henüz ifadesini kontrol edemeden kocaman açılmasını izlemekten çok hoşnuttum.

''Ne düşünüyorsun?'' tek ayağım üzerinde dönerek sordum. Böylece her bakış açısından görebilecekti.
Boğazını temizledi. ''Güzel görünüyorsun. Sen her zaman öylesin.''

''Teşekkürler,'' dedim hırçınca.

Yumuşacık yatağa çabucak tırmanmaya karşı koyabilmek için fazla yorgundum. Kollarını etrafıma doladı ve beni göğsüne doğru çekti ama bu rutin bir şeydi-- Odanın içi onun soğuk bedeni yanında değilken uyumak için çok fazla sıcaktı.

''Seninle bir anlaşma yapacağım,'' dedim uykulu bir halde.

''Seninle hiç bir anlaşma yapmıyorum,''diye cevapladı.

''Daha ne önerdiğimi daha duymadın bile.''

''Farketmez.''

İç çektim.''Hayallah. Halbuki çok istemiştim... Neyse.''

Gözlerini devirdi.

Kendimi yaklaştırdım ve yemi yutmasını bekledim.Esnedim.

Sadece bir dakika aldı--- uyuya kalmam için yeterli değil.

''Tamam.Ne istiyorsun?''

Bir gülümsemeyle savaşarak dişlerimi bir saniye için kenetledim.Eğer karşı koyamayacağı tek bir şey varsa o da bana bir şeyler verme fırsatıydı.

''Şey, düşünüyordum da... Biliyorum tüm bu Dartmouth (ünlü bir okul) meselesinin vampir olmama için bir maske olduğunu biliyorum ama doğruyu söylemek gerekirse, Kolejde bir sömestır büyük ihtimalle beni öldürmez.''dedim. Uzun zaman önce beni vampir olmaktan vazgeçirmek için söylediği sözleri tekrarlayarak. ''Charlie'nin de Darmouth konusunda heycanlanacağına bahse girerim.Sürekli...on sekiz, on dokuz. Pek büyük bir fark yaratmıyor.''

Uzun bir süre sessiz kaldı. Sonra alçak bir sesle, ''Bekleyeceksin, insan olarak kalacaksın.''
Beni öpmesini önerircesine dilimi kaldırdım.

''Bunu bana neden yapıyorsun?'' dedi dişlerinin arasından.Ses tonu aniden kızgınlaşmıştı.''He rşey zaten bunlar olmadan da yeterince zor değil mi?'' Uyluklarımın üzerinde büzgülü danteli eliyle çekti. Bir an için, dikiş yerlerinden onları koparacağını sandım. Sonra eli gevşedi. ''Önemli değil, seninle hiç bir anlaşma yapmıyordum.''

''Koleje gitmek istiyorum.''

''Hayır istemiyorsun ve hayatını yeniden riske atmak için hiçbir sebep yok.Bu seni incitmeyi göze almak demek.''

''Ama ben gitmek istiyorum. Şey, aslında kolej tam olarak istediğim şey değil--- Ben bir süreliğine daha insan kalmak istiyorum.''

Gözlerini kapadı ve burnundan soludu. ''Beni delirtiyorsun Bella. Aynı tartışmayı milyon kez tekrarlamadık mı? Sen her zaman hiç gecikme olmadan vampir olmak için bana yalvarmıyor muydun?''

''Evet,ama... şey, insan olmak için daha önce sahip olmadığım bir sebebim var.''

''Nedir o ?''

''Tahmin et,'' yastıkların üzerinden onu öpmek için uzandım.

Beni geri öptü, ama bana kazandığımı düşündürecek şekilde değil.Bu daha çok duygularımı incitmemeye çalışıyor gibiydi; o tamamen çıldırtıcı bir biçimde kontrollüydü. Nazikçe, bir dakika sonra beni geri çekti ve kollarının arasına aldı.

''Sen çok fazla insansın Bella. Hormonların tarafından kontrol ediliyordun.'' kıkırdadı.

''Tüm olay da bu zaten Edward.İnsan olmanın bu yönünü seviyorum. Henüz pes etmek istemiyorum.Yeniden ben olmadan önce kan-delisi bir yeni doğan vampir olarak yıllarca beklemek istemiyorum.

Esnedim, ve o gülümsedi.

''Çok yorgunsun. Uyu aşkım.'' İlk tanıştığımızda benim için bestelediği ninniyi mırıldanmaya başladı.

''Neden bu kadar yorgun olduğumu merak ediyorum,'' iğneleyici ve alaycı bir ses tonu ile mırıldandım.'' Bu senin planlarından biri olamaz.''

Sadece bir kez kıkırdadı ve ninniyi mırıldanmaya devam etti.

''Bu kadar yorgun olduğuma bakılırsa daha iyi uyuyacağımı düşünürsün.''

Şarkı kesildi. ''Sen ölü gibi uyuyorsun Bella. Buraya geldiğimizden beri uykunda tek bir kelime bile etmedin. Eğer horluyor olmasaydın komada olduğundan endişe ederdim.''

Horlama alayını duymamazlıktan geldim. Ben horlamıyordum. ''Uyurken kıpırdamıyor muyum? Bu garip. Genelde kabus gördüğüm zamanlarda yatağın her tarafına dağılırım ve bağırırım.''

''Kabuslar mı görüyorsun?''

''Renkli olanlar. Bu kabuslar beni çok yoruyor.'' esnedim. ''Bütün gece onlar hakkında sayıklamadığıma inanamıyorum.''

''Ne ile ilgililer?''

''Farklı farklı şeyler-- ama aslında aynılar, bilirsin, renkler yüzünden.''

''Renkler?''

''Çok parlak ve gerçekçi. Genelde, ben rüya görürken, o sırada rüya görüyor olduğumun farkındayımdır ama bu rüyalarda uyuyup uyanık olduğumu bilmiyorum. Bu onları daha da korkutucu yapıyor.''
Tekrar konuştuğunda sesi kaygılanmış çıkıyordu.'' Seni korkutan şey ne?''

Hafifçe ürperdim. ''Genelde...'' duraksadım.

''Genelde?'' teşvik etti.

Neden olduğundan emin değildim, ama ona tekrar eden kabuslarımdaki çocuktan bahsetmek istemiyordum; bu sıra dışı korku hakkında özel bir şeyler vardı(Bells adaya geldiğinden beri melek yüzlü bir oğlan çocuğu ve Volturi hakkında kabuslar görüyor hatta daha sonra hamile olduğunu öğrendiğinde doğuma kadar çocuğunun erkek olacağına inanıyor). Bu yüzden ona tam bir tarif vermek yerine , sadece bir parçasını anlattım. Kesinlikle beni yada başka birini korkutmaya yeterdi.

''Volturi,''fısıldadım.

Bana daha sıkı sarıldı. '' Onlar daha fazla bizi rahatsız etmeyecek. Yakında ölümsüz olacaksın, ve bize bulaşmak için hiç bir sebepleri kalmayacak.''

Yanlış anlamasından dolayı azıcık suçluluk duyarakta olsa, beni rahatlatmasına izin verdim. Kabuslar tam olarak o şekilde değildi.Kendim için korkmuyordum-- oğlan çocuğu için korkuyordum.''

İlk gördüğüm rüyadaki çocuk değildi bu--- kanlı gözlü, sevdiğim insanların ölü bedenleri üzerinde oturan vampir çocuk. Geçen hafta dört defa rüyamda gördüğüm çocuk kesinlikle insandı; yanakları kırmızıydı ve iri gözleri yumuşak bir yeşildi. Ama aynı diğer çocuk gibi, Volturi bize yaklaştığında çaresizlik ve umutsuzlukla titriyordu.

Aynı anda hem yeni hem eski olan bu rüyada, açıkça bu çocuğu korumak zorundaydım. Başka bir seçenek yoktu. Aynı zamanda, kaybedeceğimi de biliyordum.

Yüzümdeki yalnızlığı gördü'' Yardım etmek için ne yapabilirim?''

Geçiştirdim. ''Bunlar sadece rüya Edward.''

''Sana şarkı söylememi ister misin? Eğer kötü rüyaları uzakta tutacaksa bütün gece şarkı söyleyebilirim.(Do you want me to sing to you? Ill sing all night if it will keep the bad dreams
away- Stephenie'nin kitap çıkmadan önce cümle verdiği alıntılardan)''

''Hepsi o kadar kötü değil. Bazıları güzel.Çok... renkli. Su altında, balıklarla ve mercanlarla. Gerçekten oluyor gibiler--- Rüya görüp görmediğimi bilemiyorum. Belki de problem adadır. Burası gerçekten çok aydınlık.''

''Eve gitmek ister misin?''

''Hayır. Hayır henüz değil. Biraz daha kalamaz mıyız?''

''Sen ne kadar istersen o kadar kalabiliriz Bella.'' bana söz verdi.

''Sömestır ne zaman başlıyor? Daha önce dikkat etmemiştim.''

İç çekti. Tekrar ninniyi mırıldanmaya da başlamış olabilirdi ama emin olamadan önce uykuya dalmıştım.

Daha sonra, karanlıkta şokla uyandım. Rüya çok gerçekçiydi...çok renkli, çok duygusal... karanlık oda da yönümü şaşırmış bir şekilde yüksek sesle soludum.Yalnızca bir saniye önce , parlak güneşin altındaydım sanki.

''Bella?'' Edward fısıldadı, yavaşça beni sarsarak, kolları etrafımda sıkılaştı.''Sen iyi misin hayatım?''

''Oh,''tekrar soluk soluğa kaldım. Sadece bir rüya. Gerçek değil. Su katılmadık bir şaşkınlıkla, göz yaşları uyarı olmaksızın yanaklarımdan aşşağıya oluk oluk akmaya başladı.

''Bella!'' dedi-- yüksek sesle, artık dehşet içinde.''Sorun ne?'' Göz yaşlarını sıcak yanaklarımdan, soğuk, hızlı parmaklarıyla sildi ama silinenleri yenileri izledi.

''Bu sadece bir rüyaydı.'' Sesimin çatlamasına sebep olan hıçkırığı bastıramadım.Anlamsız göz yaşları rahatsızlık vericiydi, ama beni etkisi altına alan sersemletici hüznü kontrol edemiyordum. Çok kötü bir biçimde bu rüyanın gerçek olmasını istiyordum
.
''Herşey yolunda, aşkım, sen iyisin. Ben buradayım.'' Sakinleştirmek için birazcık fazla hızla beni geriye ve öne doğru salladı.''Başka bir kabus daha mı gördün? Gerçek değildi, gerçek değildi. ''

''Bir kabus değil.'' elimin tersiyle gözlerimi ovuşturarak, başımı salladım. ''Bu iyi bir rüyaydı.'' Sesim yeniden çatladı.

''O zaman neden ağlıyorsun?'' şaşkın bir edayla sordu.

''Çünkü uyandım.'' kollarımı boynunun etrafına boğacak kadar sıkı dolayıp feryad ettim ve boğazına doğru hıçkırmaya başladım.

Bir kere mantığıma güldü ama gülüşü endişeyle gerginleşmişti.

''Her şey yolunda Bella.Derin nefesler al.''

''Çok gerçekçiydi.,''ağladım.''Gerçek olmasını istedim.''

''Bana ne hakkında olduğunu anlat,'' beni sıkıştırdı. ''Belki yardımı dokunur.''

''Biz sahildeydik...''dedim. Yaşlarla dolu gözlerle,karanlıkta loşlaşmış, melek yüzüne bakarak.Azalmaya başlayan nedensiz hüznümle düşünceli bir şekilde ona gözlerimi diktim.

''Ve?'' sonunda beni teşvik etti.


Gözlerime biriken yaşları kırpıştırarak uzaklaştırdım.''Oh, Edward...''

''Anlat bana ,Bella,'' gözleri sesimdeki acı yüzünden vahşileşmiş bir şekilde yalvardı.

Ama yapamadım. Onun yerine kollarımla boynunu yeniden kavradım ve dudaklarımı ateşli bir şekilde onunkilere kilitledim. Bu tamamen arzu değildi--- bu bir ihtiyaçtı, acıyı dindirmek için. Karşılığı çabuktu ama çabucak yerini reddetme aldı.

Beni uzağa iterek ve omuzlarımdan kavrayarak, şaşkınlıkla yapabildiği kadar yavaşça benimle mücadele etti.

''Hayır Bella,'' ısrar etti, aklımı yitirmiş olmamdan endişe eder gibi bakıyordu.

Yenilgiyle omuzlarım düştü. Göz yaşları yeni bir sel halinde yüzümden aşşağıya döküldü.Yeni bir hıçkırıp boğazımda yükseliyordu. O haklıydı--- Delirmiş olmalıydım.

Bana kafası karışmış, ıstıraplı gözlerle baktı.

''Ben ü-ü-ü-zgünüm,''mırıldandım.

Ama o bana mermer teniyle daha sıkı sarılarak, kendine doğru çekti.

''Yapamam Bella, yapamam!'' İnleyişi heycanlı ve acı çeker gibiydi.

''Lütfen,''dedim, yalvarışım onun teninde boğuldu. ''Lütfen Edward?''

Sesimde titreyen gözyaşlarıyla mı harekete geçmişti, yoksa saldırımın aniliğiyle baş etmek için hazırlıksızmıydı, ya da isteği basitçe benimki gibi dayanılmazdı söyleyemiyordum ama sebep ne olursa olsun,bir iniltiyle teslim olarak dudaklarımı onunkilere geri çekti.

Ve rüyamın bittiği yerden devam ettik.

Sabah uyandığımda çok haretsiz kaldım ve nefesimi düzenli tutmaya çalıştım.

Edward'ın göğüsünde yatıyordum, ama o çok hareketsizdi ve kolları etrafımda sarılmamıştı. Bu kötüye işaretti. Uyanık olduğumu itiraf edip öfkesiyle yüzleşmeye korkuyordum---kime karşı olduğu önemli değildi.

Dikkatlice, kirpiklerimin arasından gözetledim.Koyu tavana gözlerini dikmişti, kolları başının arkasındaydı.Başımı dirseğimin üzerine koydum böylece yüzünü daha iyi görebilirdim. Yüzü ifadesiz ve anlaşılmazdı.

''Başım ne kadar belada?'' kısık bir sesle sordum.

''Yığınla,''dedi, ama başını döndürdü ve sırıttı.

Rahatlamayla bir iç çektim.''Üzgünüm,''dedim ''Öyle demek istememiştim... Şey, aslında dün gece olanların ne olduğu konusunda hiç bir fikrim yok.'' Sinir bozucu göz yaşları ve parçalayıcı acının anısıyla kafamı salladım.

''Rüyanın ne hakkında olduğunu bana söylemedin.''

''Sanırım söylemedim-- ama daha çok ne hakkında olduğunu gösterdim.'' sinirlerim bozulmuş halde güldüm.

''Oh,'' dedi. Gözleri irileşti ve göz kırptı. ''İlginç.''

''Çok iyi bir rüyaydı,''mırıldandım. Yorum yapmadı, bu yüzden bir kaç dakika sonra sordum, '' Affedildim mi?''

''Düşünüyorum.''

Kendimi incelemeyi planlayarak ayağa kalktım---en azından etrafta hiç tüy gözükmüyordu. Ama hareket ettiğim zaman garip bir baş dönmesi dalgası beni vurdu. Sallandım ve gerisin geri yastıkların üzerine düştüm.

''Woha... baş dönmesi.''

Kolları etrafıma dolandı.'' Çok uzun bir süredir uyuyorsun.On iki saattir.''

''On iki mi?'' Ne kadar garipti.

Konuşurken,önemsemiyormuş gibi yaparak kendime kısa bir bakış attım.İyi gözüküyordum. Kolumdaki çürükler hala bir haftalıktı, sararıyorlardı. Deneysel bir biçimde gerindim. Bu şekilde de iyi hissediyordum. Şey, aslında iyiden de fazlası.

''Araştırman tamamlandı mı?''

Uysalca başımı salladım.''Yastıkların tümü kurtulmuş gibi gözüküyor.''

''Malesef, ben senin geceliğin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.''Dantel parçalarının ipek çarşafın üzerinde saçıldığı, yatağın alt tarafına doğru başıyla işaret etti.

''Bu çok kötü,''dedim. ''Bunu sevmiştim.''

''Bende.
''Başka zararımız var mı?'' korkakça sordum.

''Esmeye yeni bir yatak almam gerekecek.'' omuzlarının üzerinden bakarak açıkladı. Bakışını takip ettim ve yatak başından görünüşe göre kocaman ahşap parçalarının koparılmış olduğunu gördüğümde şok oldum.

''Hmm.'' Kaşlarımı çattım. ''Bunu duymuş olacağımı düşünürsün.''

''İlgin başka bir yere kaydığında, alışalmamış bir şekilde dikkatin dağılmış görünüyordun.''

''Evet dikkatim dağılmıştı,'' koyu bir kırmızıya dönerek itiraf ettim.

Yanan yanaklarıma dokundu ve iç çekti.''Bunu gerçekten özleyeceğim.''

Herhangi bir sinir ya da pişmanlık işareti arayarak yüzüne baktım.İfadesiz bir şekilde bana geri baktı, ifadesi sakindi ama bir bakıma da okunması olanaksızdı.

''Nasıl hissediyorsun?''

Güldü.

''Ne?''sordum.

''Çok suçlu gözüküyorsun--- sanki bir suç işlemiş gibi.''

''Suçlu hissediyorum,''mırıldandım.

''Sen zaten çok istekli olan kocanı baştan çıkardın. Bu çok büyük bir suç değil.''

Şaka yapıyor gibi gözüküyordu.

Yanaklarım daha da kızardı. ''Baştan çıkarmak kelimesi bir miktar bunu önceden planlamışım gibi durmasına sebep oluyor.''

''Belkide bu yanlış bir kelimeydi,'' kabullendi.

''Kızgın değilsin?''

Üzüntülü bir şekilde gülümsedi. ''Kızgın değilim.''

''Neden değilsin?''

''Şey...''duraksadı. ''İlk olarak seni incitmedim. Bu sefer kendimi kontrol etmek, gücümü kontrol etmek daha kolaydı.'' Gözleri tekrar yatağın iskeletindeki hasara kaydı. ''Belki de bu sefer neyin olabileceğini hakkında daha iyi bir fikrim olduğu içindir.''

Umutlu bir gülümseme yüzüme yayıldı.''Bunun sadece pratik meselesi olduğunu söylemiştim.''
Gözlerini yuvarladı.

Karnım guruldadı ve o güldü.''İnsan için kahvaltı zamanı mı?''sordu.

''Lütfen,''dedim, yataktan çıkmayı umarak. Çok çabuk hareket ettim ve dengemi yeniden sağlamak için sarhoş gibi sendelemem gerekti.Şifonyerin üzerine düşmeden beni yakaladı.

''İyi misin?''

''Eğer sonraki hayatımda daha iyi bir dengeye sahip olmassam, geri ödeme talep edeceğim.''

Bu sabah ben yemek pişirdim.Bir kaç yumurta kızarttım--daha detaylı bir şey yapmak için fazla aç. Sabırsızca, yalnızca bir kaç dakika sonra onları tabağa kaydırdım.

''Ne zamandır yumurtaların sarı-tarafı üstte yiyorsun?''sordu.

''Şu andan itibaren.''

''Geçen haftadan beri kaç tane yumurta tükkettiğini biliyormusun?'' Lavabonun altından çöp kutusunu çekti--- tamamen mavi kartonlarla doluydu.

''Garip,''dedim, kavurucu sıcaklıkta bir lokmadan ürperdikten sonra.''Burası benim iştahımla mahfoluyor.'' Ve benim rüyalarım, ve zaten kuşku duyduğum dengemle.''Ama burayı seviyorum, Yinede büyük ihtimalle yakında buradan ayrılmak zorunda kalacağız. Değil mi? Dartmouthta zamanında yetişebilmek için? Wow, sanırım yaşamak içinde bir yere ihtiyacımız olacak.''

Yanıma oturdu. ''Kolej konusunda bahaneler üretmeyi artık bırakabilirsin--- istediğin şeyi elde ettin. Ve anlaşma konusunda karara varmamıştık, yani seni bu konuda bağlayan bir şey yok.''

Horuldadım.''O bir bahane değildi Edward. Ben boş zamanlarımı bazıları gibi entrikalar kurarak geçirmiyorum. Bugün Bella 'yı perişan etmek için ne yapabiliriz? Onun sesinin zayıf bir taklidiyle konuştum. Utanmadan güldü. ''Gerçekten de insan olarak biraz daha fazla zaman geçirmek istiyorum.''

Elimi onun çıplak göğsünde gezdirmek için öne eğildim. ''Yeterince zaman geçirmedim:''

Bana kuşkulu bir bakış attı. '' Bunun için mi?'' elimi yakalayıp karnına doğru hareket ettirerek sordu.''

Bunca zamandır anahtar kelime Seks miydi?'' Gözlerini devirdi. ''Bunu daha önce neden düşünemedim?'' alaycı bir şekilde mırıldandı. ''Kendimi bir çok tartışmadan kurtarabilirdim.''

Güldüm. ''Evet, büyük ihtimalle.''

''Çok fazla insansın,'' dedi tekrar.

''Biliyorum.''

Bir gülümseme belirtisiyle dudakları yukarıya doğru kıvrıldı. ''Dartmountha gidiyoruz? Gerçekten ? ''

''Büyük ihtimalle daha ilk sömestırda çuvallayacağım.''

''Senin özel öğretmenin olabilirim.'' Gülümsemesi artık genişlemişti. ''Koleji seveceksin.''

''Bu kadar geç apartman bulabileceğimizden emin misin?''

Suçlu suçlu yüzünü buruşturdu. ''Şey, aslında orada çoktan bir evimiz var. Bilirsin, yalnızca önlem için.''

''Bir ev mi aldın?''

''Emlak iyi bir yatırım.''

Tek kaşımı kaldırdım ve kurtulmasına izin verdim. ''O zaman hazırız.''

''Senin 'önce' arabanı bir süre daha uzun tutabilecek miyiz görmem lazım...(Edward Bella ya bir vampirlikten öncesi için-zırhlı ve füze geçirmez- bir de vampirlikten sonra-zırhsız spor ve süper lüks- almıştı)''

''Evet, cennet, tanklardan korunmamı yasakladı.''

Sırıttı.

''Ne kadar daha burada kalabiliriz?''diye sordum.

''Zaman bakımından bir sorunumuz yok. Bir kaç hafta daha , eğer istersen. Ve New Hampshire'e gitmeden Charlie'ye uğrayabiliriz. Yılbaşını da Renee'yle geçiririz...''

Bu hiçte kolaylaşmıyordu. Şimdi de kesinlikle, insan olmanın nasıl iyi bir şey olabileceğini keşvetmiştim. Bu da planlarımı erteleme konusunda aklımı çeliyordu. On sekiz, on dokuz ya da yirmi...Gerçekten fark eder miydi? Bir yıl içerisinde o kadar da değişmezdim.Ve Edwardla birlikte insan olmak... Seçim her geçen gün daha da zorlaşıyordu.

''Bir kaç hafta daha,'' onayladım. Ve sonra , asla yeterli bir zaman gibi gözükmediği için ekledim.'' Yani düşünüyordum da-- daha önce pratik konusunda ne söylediğimi biliyorsun?''

Güldü. ''Düşündüğün şeyi unutmayabilir misin ? Bir bot duyuyorum. Temizlik elemanları burada olmalı.''
Düşündüğüm şeyi unutmamamı söyledi. Yani bu bana bir daha pratik konusunda zorluk çıkarmayacağı anlamına mı geliyordu? Gülümsedim.

''Gustavo'ya beyaz odadaki karışıklığı açıklamama izin ver. ve sonra dışarı çıkabiliriz. Güney tarafındaki ormanda bir yer var---''

Dışarı çıkmak istemiyorum. Bugün bütün adayı yürümeyeceğim. Burada kalıp bir film seyretmek istiyorum.''

Benim düş kırıklığına uğramış ses tonuma gülmemek için dudaklarını büzdü. ''Tamam, sen nasıl istersen. Neden ben kapıya bakarken sen de bir tane seçmiyorsun?''
''Ben kapı sesi duymadım.''

Başını yana doğru eğdi, dinleyerek. Yarım saniye sonra kapıda, zayıf, çekingen bir tak tak sesi duyuldu. Sırıttı ve hole doğru döndü.

Büyük televizyonun altındaki raflara yöneldim ve başlıkları incelemeye başladım. Nerede başladığına karar vermek zordu. Bir film kiralama dükkanından daha çok DVD'leri vardı.

Holden aşağıya doğru gelirken Edward'ın akıcı bir dille kusursuz bir Portekizce olduğunu düşündüğüm bir sili konuşan, alçak, kadife sesini duyabiliyordum. Başka bir sert, insan sesi aynı dilde cevapladı.
Edward onları, bu taraftaki mutfağı işaret ederek, odaya yönlendirdi. İki brezilyalı onun yanında inanılmaz kısa ve koyu gözüküyorlardı.İkisinin de yüzleri çizgilerle kırışmış, yuvarlak bir adam ve ince bir kadın. Edward bir gurur gülümseyişiyle bana doğru el kol hareketleri yaptı ve heycanlı bir takım yabancı sözcüklerle karışmış adımı duydum. Beyaz odadaki yakında karşılaşacakları, oldukça kötü durumdaki karışıklığı düşününce birazcık kızardım.Ufak adam bana kibarca gülümsedi.

Ama küçük kahve-tenli kadın gülümsemedi. Bana bir şok, endişe ve çoğunlukla, gözleri irileşmiş bir korku karışımıyla baktı. Tepki veremeden önce, Edward onu tavuk kümesine doğru izlemeleri için işaret etti ve gitmişlerdi.

Yeniden ortaya çıktığı zaman yalnızdı. Hızlı hızlı bana doğru yürüdü ve beni kollarını etrafıma doladı.
''Onun sorunu neydi?'' paniklemiş ifadesini düşünerek fısıldadım.

Telaşsızca omuz silkti. ''Kaure'nin kökeni Ticuna Hintlileri. O modern dünyada yaşayanlardan daha fazla batıl inançlarla yetiştirilmiş- yada daha çok her şeyin farkında diyebilirsin-- Ne olduğumdan şüpheleniyor, yada en azından yakın.'' Sesi hala endişeli değildi.''Burada kendi efsaneleri var.

Libishomen-- yalnızca güzel kadınlarla avlanarak yaşayan, kan emici bir yaratık. Yan gözle bana baktı.
Yalnızca güzel kadınlar mI? Şey, açıkçası bu insanın biraz gururunu okşuyordu.

''Dehşete kapılmış gözüküyordu.''dedim.

''Öyleydi- ama daha çok seninle ilgili endişeleniyordu.''

''Ben mi?''

''Seni neden buraya tamamen yalnız getirdiğimden endişeliydi.'' Karamsarca kıkırdadı ve sonra filmlerden oluşan duvara baktı. ''Her neyse, izlemek için bize bir film seçmiyorsun? Bu kabul edilebilir bir insan uğraşı.''

''Evet, eminim film izlemek onu insan olduğuna ikna eder.'' güldüm ve kollarımı sıkıca boynuna doladım ve sonra ayaklarımı yerden kesecek şekilde kollarını etrafımda sıkılaştırdı böylece eğilmek zorunda kalmıyordu.

''Film,milm,'' dudakları boynumdan aşşağıya hareket ederken, ellerimi bronz saçlarında dolaştırarak mırıldandım.

Sonra bir nefes kesilmesi duydum ve Edward beni ani bir şekilde yere bıraktı. Kaure siyah saçlaında tüylerle, kollarında daha büyük bir tüy çuvalıyla holde donmuş duruyordu. Bana gözlerini dikip baktı. Gözleri yerinden uğrarken kızardım ve yere doğru baktım. Sonra kendini toparladı ve yabancı bir dilde olmasına rağmen açıkça özür ve mazeret olan bir şeyler mırıldandı. Edward gülümsedi ve arkadaş canlısı bir tonla cevapladı.Kadın koyu renk gözlerini başka tarafa çevirdi ve holden aşşağıya devam etti.
''Onun ne düşündüğünü düşündüğümü düşünüyordu değil mi?'' mırıldandım.

Benim anlaşılması güç cümleme güldü. ''Evet''

''İşte,'' rasgele uzandım ve bir film aldım. ''Bunu koy ve bizde izliyormuş gibi yapabiliriz.''

Bu kapağında gülümseyen yüzle ve kabarık elbiseler olan eski bir müzikaldi.

''Oldukça balayıca.'' Edward onayladı.

Ekrandaki aktörler sulu bir açılış parçasıyla dans ederken bende kanepeye uzandım ve Edward'ın kollarına sokuldum.

''Artık beyaz odaya mı döneceğiz?''

''Bilmem... Ben çoktan diğer odadaki yatağı tamir edilemez şekilde parçaladım---- belki eğer yıkımı evin bir kısmıyla sınırlayabilirsek, belki Esme bizi bir gün yine davet edebilir.''

Genişçe gülümsedim. ''Yani daha fazla yıkım olacak mı?''

İfademe güldü. ''Bence sen bana aniden ve vahşice saldırmadan önce bunu planlı yaparsak daha güvenli olabilir.''

''Bu sadece bir an meselesi,'' sakince onayladım ama nabzım damarlarımda yarışıyordu.

''Kalbinle ilgili bir sorun mu var?''

''Hayır. Bir at kadar sağlıklı.''duraksadım. ''Yıkım alanını gözden geçirmeye gitmek ister misin?''

''Belki eğer yalnız kalana dek beklersek daha kibar olabilir. Sen beni eşyaları parçalarken farketmeyebilirsin ama bu büyük ihtimalle onları korkutur.''

Dorusunu söylemek gerekirse, diğer odadaki insanları çoktan unutmuştum.''Haklısın.''

Ben sabırsızca işlerini bitirmelerini bekler ve ekrandaki sonsuza-kadar-mutlu-yaşadılar odaklanmaya çalışırken Gustavo ve Kaure ev boyunca yavaşça ilerlediler.kaba bir ses beni korkuttuğunda --yine de Edward'a göre günün yarısı boyunca uyumuştum--uykum gelmeye başlamıştı.Edward beni hala kucağında tutarak kalktı ve Gustavo'ya akıcı Portekizcesi ile cevap verdi. Gustavo başını salladı ve sessizce ön kapıya doğru yürüdü.

''Bitirdiler,''Edward bana söyledi.

''O zaman bu yalnız olduğumuz anlamına mı geliyor?''

''Önce öğle yemeğine ne dersin?'' önerdi.

İkilem ile bölünmüş halde dudaklarımı ısırdım. Oldukça açtım.

Bir gülümsemeyle elimi tuttu ve beni mutfağa götürdü. Yüzümü o kadar iyi biliyordu ki, aklımı okuyamaması bir şey ifade etmiyordu.

''Bu kontrolden çıkıyor'' sonunda doymuş hissettiğimde şikayet ettim.

''Bu öğleden sonra yunuslarla yüzmek istermisin---kalorileri yakmak için?'' sordu.

''Belki sonra. Kalorileri yakmak için başka bir fikrim var.''

''Ne peki?''

''Şey, daha bir çok korkunç yatak kaldı---''

Ama bitiremedim. Beni çoktan kucağına almıştı ve dudakları beni insanüstü bir hızla mavi odaya taşırken beni susturdu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://twilighturk.twilight-vampire.com
 
Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 6(Oyalama)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» şafak vaktinin devamı
» şafak saymak çok zor
» Atasözü ve Deyim Çevirileri
» En sevdiğin şarkı ve sözleri?
» Aya Kanno (Otomen)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilight FORUM :: Twilight :: Kitaplar :: Breaking Dawn - Şafak Vakti Kitabı-
Buraya geçin: