~ TwiLighTuRK ~
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 4(Jest)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
єηdLєSS Lσωє
єηdLєSS Lσωє


Mesaj Sayısı : 465
Kayıt tarihi : 07/03/10
Yaş : 23

MesajKonu: Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 4(Jest)   Ptsi Mart 08, 2010 9:26 am

Düğün , düzgün bi şekilde karşılama partisine dogru aktı. – Alice’in kusursuz planlamasının kanıtıydı. Nehirin üzerindeki alacakaranlık ; Ağaçların arkasından güneşe izin veriyordu. Tören zamanlandıgı gibi sürüp gidiyordu. Agaçlardaki ışıklar Edward kadar parlarken beni camlar boyunca beyaz çiçeklerin yanından arka kapıya götürdü. Dışarda bunlardan başka on bin çeşit çicek vardı. Eski iki sedirin altına kurulan, zeminin üstünde güzel kokulu havadar bir dans pisti olarak hizmet vermekteydi.
Bir şeyler yavaştı. Olgun saygı değer Ağustos akşamı bizi kuşattı. Küçük kalabalık , parıltılı ışıkların yumuşak parlaklıgı altında dışarı aktı. Ve biz yeniden sadece kucaklanmış olduğumuz arkadaşlarımız tarafından karşılandık. Şimdi gülmek ve konuşmak için zaman vardı.
“Tebrikler , çocuklar” diye söyledi Seth Clearwater . Başını egerek bir çiçek çelenginin altında bizi karşıladı. Onun annesi , Sue, yanında duruyordu ve ilgiliyle konukları inceliyordu. Onun yüzü ince ve sertti. Onun kısa sert saç stili kızı Leah’ınkiler kadar kısaydı. Meraklandım , bu gruba destek vermek için mi aynı şekilde kesmişlerdi saçlarını. Billy Black , Seth’in diger tarafındaydı , Sue kadar gergin değildi.
Jacob’un babasına baktıgım zaman , her zaman Bir yerine iki insan görüyordum. Başka herkesin gördügü gibi , çizilen bir yüz beyaz bir gülümsemeyle tekerlekli sandalyesinde oturan yaşlı bir adam. Ve sonra güçlü büyülü reislerin otoritesiyle dogmuş - hala güç ve efsanenin bir parçasıydı. Ona karşı bir şeyler oldu. O ve onun olguna karşı bir şeyler cereyan ediyordu. Şimdi onun solunda duran , Sam Uley efsanelerin ve büyünün şefi olarak orada duruyordu.
Billy, garip bir şekilde Grubu ve olayları düşünen rahatlıkla göründü – onun siyah gözleri , bazı iyi haberler almış gibi parladı. Ben onun sogukkanlı olmasına hayran kaldım. Sonuçta en yakın arkadaşının kızına olabilecek en kötü şey okadarda kötü bir şeymiş gibi görünmüş olabilirdi.
Ben , onun duygularından alıkoymanın kolay bir şey olmadıgını biliyordum. Bu olayın, Cullen’lar ve Quileutes’lerin arasındaki önceden yapılmış antlaşmaya – Cullen’lerin başka bir vampir daha yaratmasını yasaklayan antlaşma – meydan okunuyordu. Kurtlar , bir yaratıgın geliyor oldugunu biliyorlardı ama Cullen’lar bu konuda kurtların ne tepki verecegini bilmiyorlardı. Birleşmeden önce bir saldırı olacagını ifade etmişti. Ama tabikide onlar birbirlerini daha iyi biliyorlardı . ama bir saldırı yerine bir bagışlama olabilirmiydi ?

Bu düşünceme yanıt olacakmış gibi , Seth Edwar’a dogru döndü ve kollarını açtı. Edward , onun özgür kollarıyla kucaklamaya karşılık verdi.
Sue’nun narince titredigini gördüm.
“ senin için bir şeylerin çözüldügünü görmek güzel”dedi Seth. “senin için mutluyum”

“teşekkür ederim , Seth. Buna bana çok şey ifade ediyor.” Seth’in ellerinden kurtulup Sue ve Billy’e baktı. “ sizede aynı şekilde çok teşekkür ederim. Seth’in gelmesine izin verip , Bella’yı desteklediginiz için.”
“Önemli değil” Derin ve güvenilir sesiyle cevap verdi ve onun sesindeki iyi niyetli tonu duyunca çok şaşırmıştım. Belkide ufukta bir ateşkes vardı.
Biraz ilerde sıra oluşmaktaydı . bundan dolayı , Seth bize hoşça kal diyip , Billy’i tekelekli sandalyasinin arkasından tutup yemeklerin yanına dogru ilerlediler. Sue , onların her birinin ellerini tutup ilerledi.
Angela ve Ben bizim oldugumuz tarafa yöneldiler , onları Angela’nın ailesi , Mike ve Jessica takip etti – elle elle tutuşmuşlardı. Bu benim süprizimdi ve daha önce birlikte olduklarını duymamıştım. Bu güzeldi.
İnsan olan arkadaşlarımın arkasında –evlilik yoluyla olan kuzenim Delani vampirleri vardı. Nefesimi tutuyor oldugumu fark ettim – Tanya , hafif çilek renginden sarışın buklelerini fark ettim. . Edward’ı benim seyerek kucakladı. Onun yanında , altın gözlerle duran üç vampir bana meraklı gözlerle bakıyorlardı. Uzun mısır ipegi gibi soluk saçlı kadın vardı. Onun yanında , diger kadın ve adam vardı ; her ikiside siyah saçlıydı ; tebeşir gibi beyaz tenlerinden dolayı bir zeytini anımsatıyorlardı.
Onlar grup olarak öyle güzellerdi ki , midemin kasıldıgını hissettim.
Tanya , hala Edward’ı tutuyordu.
“Ah, Edward” dedi Tanya. “Seni çok özlemişim”
Edward , sessizce güldü ve marifetli bir şekilde kucaklamadan sıyrılarak kurtuldu. Ellerini omzundan çekerek geriye dogru bir adım atıp daha iyi bakmayı sağladı. “çok uzun zaman oldu, Tanya. İyi görünüyorsun.”

“sende öyle.”
“benim karıma , sizleri tanıştırmam için izin verin.” Edward sözleri resmen demiş oldugu ilk zamandı. Şimdi onun sözlerindeki memnuniyete , Denali’ler hafifce yanıta güldüler. “Tanya , bu benim Bella’m”
Tanya , benim en kötü kabuslarımda tahmin ettiğim gibi , öylece sevimliydi. Benim elimi tuttu ve rüyalarımda hatırladıgımdan dahada tehditkar bir şekilde bana baktı.
“Aileye hoş geldin , bella “ pişmanlıkla gülümsedi. “Biz Carlisle’nin uzaktan akrabalarız görüşemedigimiz zamanlarda olmuş bir olay. şeyy , biz daha yakın bir zamanda seninle tanışmış olmalıydık , Bizi affedebilecekmisin ?”
“tabikide” nefessizce söyledim. “sizinle tanıştıgıma sevindim.”
“Cullen’lar sayıyı eşitledi şimdi. Beklide sıra bizimdir , Kate?” Sarışın kadına sırıttı.
“Rüyanı canlı tut” Kate gözlerini devirdi. O nazikce Tanya’nın sıktıgı elimi tuttu.” Hoş geldin , Bella”
Siyah saçlı kadın elini Katininkine üstüne koyar “Ben Carmen , buda Eleazar. Seni tanımaktan hepimiz memnun olduk.”
“B – bende” kekeledim.
Tanya , arkasında bekleyen insanlara baktı –Charlie’nin yardımcısı , Mark , ve onun karısı. Onların gözleri Denali’lerden dolayı kocamandı.
“ tanışmaya sonra devam ederiz. Nede olsa bunun için çok zamanımız olcak.” Tanya gülümsedi. Ve ailesiyle birlikte geçip gittiler.
Bütün görenek standartları yerine getirildi. Ben bizim olaganüstü kekimizi keserken flaşlar bizi kör etti – Bu kadar küçük ve yakın bir grup için bu pasta çok görkemli geldi diye düşünmüştüm. . birbirimize pastayı yedirmek için gerekli pozları aldık. Edward , erkekçe benim ona uzattıgım keki yuttu. Ben değişik bi şekilde benim buketimi fırlattım. Ve Angela’nın şaşıran ellerine dogru gitti. Edward benim ödünç alınan jartiyerimi dikkatlice dişleriyle çıkarırken – benim kızarmamla birlikte Jasper ve Emmett uluyarak güldüler ve Edward bunu Mike Newton’un yüzüne dogru fırlattı.
Ve müzik başladı , geleneksel ilk dansımız için Edward beni kollarına çekti. Bütün korkularıma ragmen gönüllü bir biçimde kollarına gittim –özellikle izleyicilerin önünde dans etmek- o beni tutarken ben sadece ona sahip olduğum için mutluydum.
Bütün işi o yapmıştı , ve ben gayet isteksizce bütün kameraların ışıklarının altında döndürüldüm.
“Partinin tadını çıkar Bayan Cullen” kullagıma fısıldadı.
Güldüm. “bu zaman alacak bir alışkanlık”
“bizim zamanımız var”bana hatırlattı. Sesi bayram eder gibiydi. Ve biz dans ederken beni öpmek için aşagıya dogru egildi. Ve kameraların tıklamaları hızlandı.
Müzik değişti ve Charlie Edward’ın omuzlarına dokundu.
Charlie’yle dans etmek okadarda kolay değildi. O benim oldugumdan dahada iyi değildi. VE bizde bu yüzden küçük bir kare içinde emniyetle kenardan kenara hareket ettik. Edward ve Esme , Fred Astaire ve Ginger Rogers gibiydiler.
“bella , seni evde özleyecegim ve şimdiden özledim.”
Onun şakalarından birini yapmaya çalışarak bogazım sıkışık bi şekilde konuştum”Ben sadece kendimi kötü hissederim , seni yemeklerinle yalnız bıraktıgım için – pratik olarak suça ihmalsizlik yapıyorum ve sen beni bu yüzden tutuklayabilirsin.”
Sırıttı. “Benim yiyeceklere karşı hayatta kalmaya çalıştıgımı varsayalım , ozaman beni istedigin zaman arayabilirsin.”
“söz veriyorum.”
Sanki herkesle dans etmişim gibi görünüyordu. Bütün eski arkadaşlarımı görmek gerçekten güzeldi ama ben gerçekten her şeyden çok sadece Edward’la olmak istiyordum. Yeni bi müzik başladıktan yarım dakika sonra Charlie dans etmeyi bırakınca mutlu olmuştum.
“mike’ a hala düşkün değilsin ,ha?” Edward beni döndürürken uzaktan ona yorum yaptım.
“Onun düşüncelerini dinlemek zorunda oldugum zamanlarda değil. Onu kovmadıgım için şanslı . yada daha kötüsünü yapmadıgım için.”
“Evet , haklısın.”
“Kendine bakmak için hiç şansın oldu mu?”
“Hmm, Sanırım hayır , Neden?”
“Senin bu gece baştan aşağı nasıl içler acısı bir güzellikte oldugunun farkında olmadıgını anladım. Ve sonradan Mike’ın nasılda evli bir kadın için uygunsuz düşünceler taşıdıgına hiç şaşırmadım. Alice’in sana nasılda aynaya bakman için zorlamadıgı için hayal kırıklıgına ugradım”
“bildiğin gibi , ön yargılı davranıyorsun.”
İçini çekti ve bir an duraksadı. Ve evlin etrafında beni döndürdü. Camlı duvar , oldugu gibi partiyi arkaya yansıttı. Ve Edward , bizim karşımızdaki aynadaki çifti işaret etti.

Edward’ın yansımasında bi anlık görüntüsünü yakaladım – onun mükemmel yüzünün mükemmel bir kopyası ordaydı- Karanlık saçlı bir güzellikle. Yansımadaki kızın Teni krem rengi ve güller gibiydi. Gözleri heyecandan cevrilmiş bir şekilde kocamandı. Parıldayan beyaz giysinin dar kılıfı içinde zambagın dışarıya fırlamış alevli hali gibiydi. Beceriyle öyle kesilmişti ki, onun vücudu zarif ve şıktı. – en az onun kadar hareketsizdi.
“Ben mi ön yargılıyım.”
Ben bi bakış atabilmiştim ve ona en güzel dönüşümü yapmadan önce , Edward aniden sertleşti , ve otomatik olarak diger tarafa dogru döndü. Sanki birisi onun ismini çağırıyormuş gbiyidi.
“Oh” dedi. Kaşı bir an boyunca yukarı kalktı ve sonra çabucak düzeldi.
Aniden , o parlak gülümsemesiyle duruyordu.
“Ne oldu?”diye sordum.
“Sürpriz bir düğün hediyesi.”
“Huh?”
Cevap vermedi. Sadece yeniden dans etmeye başladı. Daha önce yönelmiş oldugumuz karşı yola dogru devam ederek gecenin derinlerinde parlak dans zeminiyle cevirlmiş olan uzaktaki yola yöneldik.
Eski kocaman karanlık sedirlerin birinin yanına ulaşana kadar , duraklamadı. Sonra , Edward simsiyah gölgeye dümdüz baktı.
“teşekkür ederim” Edward karanlıga dogru söyledi. “Bu çok kibarca.”
“kibarlık benim göbek adım.” Kısık sevimli bir ses karanlıktan cevapladı. “ Kesebilir miyim?”
Elim bogazıma dogru gitti…Eger Edward beni tutmuyor olsaydı , çökmüş olurdum.
“Jacob!” nefes alabildiğimce çabuk konuştum.”Jacob!”
“Hey , Bells.”
Onun sesine dogru tökezledim. Karanlıktaki diger kuvvetli ellerin beni yakalamasına kadar , Edward benim direkseklerimi elleriyle kontrol etti. Jacob’un derisinden gelen sıcaklık beni kendine çekmesiyle beraber ince saten giysi boyunca yandı. Dans etmek için hiçbir gayret göstermedi. Sadece beni kucakladı , Ve benim yüzüm onun göğsüne gömülürken , başımın üstüne yanagını bastırmak için egildi.
“Eger dans pistinde onu döndürmezsem , Rosalie beni affetmiycek “ diye mırıldandı Edward. Ve benle , Jacob’u yalnız bırakıyor oldugunu anladım. Ve Jacob’la bu an için kendi hediyesini veriyordu.
“Oh, Jacob.” Ağlıyordum. Kelimeleri net bir şekilde söyleyemiyordum. “Teşekkür Ederim.”
“Bella Aglamayı kesermisin , Elbiseni yıkıyorsun. İşte benim.”

“Sadece mi? Oh, Jake? Şimdi her şey mükemmel.”

Burnundan soludu. “Evet – parti başlayabilir. Sağdıç sonunda başardı.“

“Şimdi sevdiğim herkes burada.”

Dudaklarının saçlarıma sürtündüğünü hissettim. “Üzgünüm, geciktim, tatlım.”

“Sadece geldiğin için çok mutluyum!”

“Fikir buydu.”

Misafirlere doğru göz attım, ama dansçıların arasından Jacob’un babasını en son gördüğüm yerde göremedim. Eğer kaldıysa da bilmiyordum. “Billy burada olduğunu biliyor mu?” Sorduğumda, söylemek zorunda olduğunu biliyordum – önceden canlanan ifadesini açıklamanın tek yolu buydu.

“Eminim Sam söylemiştir. Onu görmeye gideceğim…parti bittiğinde.”

“Eve döndüğüne çok memnun olacak.”

Jacob sırtımı biraz çekti ve düzleştirdi. Bir elini sırtımın küçük bir kısmında bıraktı ve diğer eliyle sağ elimi tuttu. Ellerimizi göğsüne özenerek koydu; avucumun altında kalbinin atışını hissedebiliyordum, ve elimi oraya tesadüfen koymadığını tahmin ettim.

“Sadece bu tek danstan başka bir şey alabilir miyim bilmiyorum,” dedi, ve beni arkamızdan gelen müziğin temposuna uymayan bir şekilde yavaş dairelerin etrafına çekmeye başladı. “En iyisi yapmak isterim.”

Elimin altındaki kalbinin ritmine göre hareket ettik.


“Geldiğim içim memnunum,” dedi bir süre sonra sessizce. “Geleceğimi düşünmüyordum. Ama seni görmek güzel… bir kez daha. Olacağını düşündüğüm kadar üzücü değil.”

“Üzgün hissetmeni istemiyorum.”

“Bunu biliyorum. Ve bu gece seni suçlu hissettirmek için gelmedim.”

“Hayır – gelmen beni çok mutlu etti. Bana verebileceğin en iyi hediye bu.”

Güldü. “Bu iyi, çünkü gerçek bir hediye için duracak zamanım olmadı.”

Gözlerim alışıyordu, ve şuan onun yüzünü görebiliyordum, umduğumdan daha yüksekteydi. Hala büyümesi mümkün olabilir miydi? Yedi fite (30, 48 cm) altıdan daha yakın olmalıydı. Onun yüz hatlarını o kadar zamandan sonra tekrar görmek rahatlatıcıydı – derinde olan gözleri kabarık siyah kaşları altında gölgelenmiş, belirgin elmacık kemikleri, dolgun dudakları parlak dişlerinin üzerinde gerilmiş alaycı gülümsemesi sesine uyuyordu. Gözlerinin kenarları gergindi – dikkatli; bu gece çok dikkatli olduğunu görebiliyordum. Beni mutlu etmek için yapabileceği her şeyi yapıyordu, neye mal olduğunu hata yapmadan ve göstermeden.

Jacob gibi bir arkadaşı hak edecek kadar iyi bir şey asla yapmamıştım.

“Ne zaman dönmeye karar verdin?”

“Bilinçli olarak mı yoksa bilinç dışı mı?” Kendi sorusuna cevap vermeden önce derin bir nefes aldı. “Gerçekten bilmiyorum. Sanırım bir süre bu yönde geri dolanıyordum, ve belki bunun nedeni buraya yönlenmemdi. Ama bu sabaha kadar böyle değildi, gerçekten koşmaya başladım. Başarabileceğimden emin değildim.” Güldü. “Nasıl hissettirdiğine inanamazsın – etrafta tekrar iki ayakla yürümenin. Ve kıyafetler! Ve sonra daha da tuhaf çünkü garip hissettiriyor. Bunu ummuyordum. Bütün insan şeylerinden uzak kalmıştım.


Durmadan döndük.

“Yine de, seni böyle görmeyi özlemek utanç verici olacak. Tam buraya olan yolculuğuma değdi bu. İnanılmaz görünüyorsun, Bella. Çok güzel.”

“Alice bugün üzerimde baya zaman harcayarak, yatırım yaptı. Karanlık da yardım ediyor.”

“Benim için pek karanlık değil, biliyorsun.”

“Doğru.” Kurt adam hisleri. Yapabildiği her şeyi unutmak kolaydı çok insan görünüyordu. Özellikle de şuan.

“Saçlarını kesmişsin,” diye not düştüm.

“Evet. Daha kolay, biliyorsun. *Ellerin avantajını alsam daha iyi olur diye düşündüm.”

“İyi görünüyor,” diye yalan söyledim.

Homurdandı. “Doğru. Kendim yaptım, körelmiş mutfak makasıyla.” Bir süre boyunca genişçe sırıttı, ve sonra gülüşü soldu. İfadesi ciddiye dönüştü. “Mutlu musun, Bella?”

“Evet.”

“Tamam.” Omuzlarını silktiğini hissettim. “Önemli olan da bu, sanırım.”

“Sen nasılsın, Jacob? Gerçekten?”


“İyiyim, Bella, gerçekten. Artık benim hakkımda endişelenmene gerek yok. Seth’in canını sıkmayı bırakabilirsin.”

“Sadece senin yüzünden onu sıkmıyorum. Seth’i seviyorum.”

“İyi bir çocuk. Bazılarından daha iyi arkadaş. Sana söylemeliyim, eğer kafamdaki seslerden kurtulabilsem, kurt olmak neredeyse mükemmel.”

Ses çıkarış şekline güldüm. “Evet, bende benimkini susturamıyorum.”

“Senin durumunda, bu senin deli olduğun anlamına gelir. Tabi ki, ben zaten senin deli olduğunu biliyordum,” diye takıldı.

“Teşekkürler.”

“Delilik muhtemelen bir sürüyle akıl paylaşmaktan daha kolay. Deli insanların sesleri, onları izlesin diye bebek bakıcıları yollamazlar.”

“Huh?”

“Sam dışarıda bir yerde. Ve diğerlerinden bazıları. Gerekirse diye, bilirsin.”

“Nasıl bir durum için?”

“Bunu bir arada tutamazsam durumu yada onun gibi bir şey. Partiyi karıştırmaya karar vermem durumunda.” Çabucak bir gülümseme parladı, muhtemelen bu ilgi çekici bir fikir gelmişti ona. “Ama düğününü berbat etmek için burada değilim, Bella. Buradayım…” sesi giderek azaldı.

“Mükemmel yapmak için.”


“Bu abartılı(uzun) bir emir.”

“Senin çok uzun olman iyi bir şey.”

Kötü esprime inledi ve sonra içini çekti. “Sadece arkadaşın olmak için buradayım. En iyi arkadaşın, son bir kez.”

“Sam sana biraz daha fazla güvenmeli.”

“Evet, belki ben aşırı duyarlı davranıyorum. Belki onlar zaten burada olacaktı, Seth’e göz kulak olmak için. Burada çok fazla vampir var. Seth bunu dikkate alması gerektiği kadar ciddiye almıyor.”

“Seth tehlikede olmadığını biliyor. Cullen’lerin Sam’dan daha iyi olduğunu anlıyor.”

“Tabi, tabi,” dedi Jacob, kavgaya dönüşmeden önce barışı sağlayarak.

Onun diplomat olması garipti.

“Sesler için üzgünüm,” dedim. “Keşke onları daha iyi yapabilseydim.” Her açıdan.

“O kadar kötü değil. Ben sadece biraz sızlanıyorum.”

“Sen… mutlu musun?”

“Yeterince yakınım. Ama benim için yeterli. Bugün yıldız sensin.” Kıkırdadı. “İddiaya girerim bundan hoşlanıyorsundur. Dikkatin merkezinde olmak.”


“Evet. Yeterince dikkati çekemiyorum.”

Güldü ve sonra kafamın üzerinden boşluğa baktı. Dudaklarını büzerek, kabul partisinin parlayan parıltısını inceledi, zarif hızla dönen dansçıları, çelenklerden düşen telaşlı taç yaprakları; onunla birlikte baktım. Hepsi bu karanlık, sessiz boşluktan çok uzak göründü. Neredeyse kar küresi içinde kısa süren bir kar yağışının kıvrılarak dönmesini izlemek gibiydi.

“Onlara bu kadarını vereceğim.” Dedi. “Nasıl parti verileceğini biliyorlar.”

“Alice doğanın durdurulamaz bir gücü.”

İç çekti. “Şarkı bitti. Sence başka bir tane daha alabilecek miyim? Yada bu çok fazla istemek mi?”

Ellerinin etrafındaki ellerimi sıkılaştırdım. “İstediğin kadar dans edebiliriz.”

Güldü. “Bu ilginç olurdu. Yine de, ben iki taneye bağlı kalsam daha iyi olacak bence. Konuşmaya başlamak istemiyorum.”

Başka bir dairenin içine girdik.

“Şimdiye kadar benim sana hoşça kal demiş olmam gerektiğini düşünüyorsun,” diye mırıldandı.

Boğazımdaki yumruyu yutmaya çalıştım, ama aşağıya gitmeye zorlayamadım.

Jacob bana baktı ve kaşlarını çattı. Parmaklarıyla yanağımı sildi, gözyaşlarını orada yakalayarak.

“Ağlaması gereken kişi sen değilsin, Bella.”

“Düğünlerde herkes ağlar,” dedim boğuk bir sesle.

“Bu istediğin şey, değil mi?”

“Evet.”

“O zaman gülümse.”

Denedim. Yüz buruşturuşuma güldü.

“Seni böyle hatırlamaya çalışacağım. Varsayacağım ki…

“Ne varsayacaksın? Öldüğümü mü?

“Hayır,” diye sonunda cevap verdi. “Ama aklımda seni bu şekilde göreceğim. Pembe yanaklar. Kalp atışı. İki fit (*boyu sanırım) eksik. Hepsi.”

Kasıtlı olarak ayağını yapabildiğim kadar sertçe ayağımla ezdim.

Gülümsedi. “İşte benim sevdiğim kız.”

Başka bir şey söylemeye başladı ama sonra ağzını aniden kapattı. Tekrar mücadele etti, söylemek istemediği sözlere karşı dişlerini sıktı.

Jacob ile olan ilişkim eskiden çok kolaydı. Nefes almak kadar doğal. Ama Edward hayatıma döndüğünden beri, sürekli zordu. Çünkü – Jacob’un gözlerinde - Edward’ı seçmek, ölümden daha beter bir kaderi seçmemdi, yada buna eşdeğer bir şeydi.

Ne var Jacob?Hadi söyle bana.Bana her şeyi söyleyebilirsin.
“Sana..sana söyleyeceğim bir şey yok.”
“Hadi ama lütfen.Dökül bakalım.”
“Yok.Gerçekten yok.Sana soracağım bir şey var.Bana söylemeni istediğim bir şey”
“Sor bana”
Bir süre daha debelendi,sonra nefesini verdi. “Sormamam gerek.Bir anlamı yok.Sadece hastalık derecesinde merak ediyorum”
Onu bu kadar iyi tanıdığım için,ne demek istediğini anladım.
“Bu akşam değil Jacob”
Jacob,insan olarak kalmam konusunda Edward’dan bile daha saplantılıydı.Artık sayılı oldukları için,kalbimin her atışı onun için hazine değerindeydi.
“Ohh” dedi,ne kadar rahatladığını göstermemeye çalıştı.
Yeni bir şarkı çalmaya başladı.Ama Jacob bu sefer şarkının değiştiğini fark etmedi.
“Ne zaman” diye fısıldadı.
“Emin değilim, bir bilemedim iki hafta sonra…”
Sesi değişti, alaylı bir tonda “Beklemenin nedeni nedir?” diye sordu.
“Balayımı acı içinde kıvranarak geçirmek istemedim”
“Nasıl geçirmeyi tercih edersin?İskambil mi oynayacaksınız Edward’la.Hahahaha!”
“Aman ne komik..”
“Şakaydı Bells.Ama yine de anlamıyorum.Vampirinle gerçek bir balayı yaşayamazsın zaten beklemenin anlamı ne.Bu budur yani.İlk kez kaçınmıyorsunuz bir şeylerden.Aslında bu iyi bir şey.”Sesi birden ciddileşti “Utanmana gerek yok.”
“Bir şeylerden uzak durduğum filan yok.Balayımda istediğim her şeyi yapabilirim.Gerçek bir balayı olacak.Git başımdan”
Yavaş yavaş dönüyorduk,birden durdu.Bir an acaba müziğin değiştiğini mi fark etti acaba dedim,Bana güle güle demeden önce küçük kavgamızı affettirecek bir söz bulmak için çabaladım.Bu şekilde ayrılmamalıydık.
“Ne dedin sen? Ne dedin sen?” nefesi kesildi.
“Nasıl yani?Jake. Sorun ne?”
“Ne demeye çalışıyorsun.Şu balayı hakkında.Sen hala insanken.Bu hastalıklı bir şaka olmalı.Şaka yapıyor olmalısın Bella”
Öfke dolu gözlerle ona baktım. “Git başımdan dedim Jake .Bu seni hiç ama hiç ilgilendirmez.Bu özel bir şeydi.Bunun hakkında konuşmamalıydık.”
Jake kocaman elleriyle kollarıma sıkıca yapıştı.
“Ayyy.Jake.Bırak beni!” Beni silkeledi.
“Bella kafayı mı yedin? .Bu kadar aptal olamazsın.Bana şaka yaptığını söyle”
Beni tekrar sarstı.Elleri beni bir turnike gibi sıkıyordu.Bir yandan da titriyordu,titreşimler kemiklerime kadar ulaşıyordu.

“Jake dur!”.

Birden kalabalıklaştı.Edward’ın sesi buz gibi soğuk,bıçak kadar keskindi.

“Çek ellerini onun üzerinden”

Jacob’ın arkasında karanlık geceden gelen kısık bir hırıltı vardı ve ilkiyle çakışan bir başkası daha.
Dişlerini sıktı. Kendisiyle mücadele ediyordu – burada bulunuşunun bir yargılama değil de hediye olması kararıyla. Ne söylemek istediğini tahmin edebilirdim.
Jacop’ın arkasında karanlık geceden gelen kısık bir hırıltı vardı, ve ilkiyle çakışan bir başkası daha.
“Jake, kardeşim, geri çekil.” Diye Seth Clearwater’ın ısrar ettiğini duydum.”Kontrolünü kaybediyorsun.”
Jacop donmuş gibiydi, dehşete düşmüş gözleri büyük ve hareketsizdi.
Seth fısıldadı: “Onu inciteceksin, bırak gitsin.”
“Şimdi!” diye hırladı Edward.
Jacop’un kolları yanına düştü, bekleyen damarlarıma kanın ani akışı acı vericiydi. Ben daha fazla ne olduğunu anlayamadan sıcak eller soğuk olanlarla yer değiştirdi, ve hava arkamda vızıldadı.
Gözlerimi kırpıştırdım, az önce durduğum yerden 2 metre uzakta ayaktaydım.(aslında tam çevirisi yarım düzine feet) Edward önümde gerilmişti. İki tane kocaman kurt o ve Jacop’un arasında hazır duruyorlardı, ama bana agresif gözükmediler. Daha çok kavgayı engellemeye çalışıyor gibiydiler.
Ve Seth – sırık boylu, on beş yaşındaki Seth – kollarını Jacop’a dolamıştı ve onu uzağa götürüyordu. Eğer jacop Seth’e bu kadar yakınken dönüşürse…
“Yalvarırım Jake, hadi gidelim.”
“Seni öldürürüm dedi Jacop,” sesi sinirden o kadar kısık çıkıyordu ki fısıltı gibiydi. Gözleri Edward’a odaklanmıştı, öfkeyle yanıyordu. “Seni kendi ellerimle öldürürüm, hem de hemen!” sarsıntıyla titredi.
En büyük kurt, siyah olan, keskince homurdandı.
“Seth, yoldan çekil,” diye tısladı Edward.
Seth Jacop’ı tekrar çekiştirdi. Jacop öfkeyle o kadar sersemlemişti ki Seth onu birkaç metre daha uzağa götürebilmişti. “Yapma Jake. Uzaklaş. Yalvarırım.”
Sam, -daha büyük kurt, siyah olan- Seth’e katıldı. İri kafasını Jacop’un göğsüne koydu ve itti.
Üçü – Seth çekerek, Jacop titreyerek ve Sam iterek – karanlığın içinde kayboldular.
Diğer bir kurt onların arkasından bakakaldı. Zayıf ışıkta, kürkünün renginden emin olamadım- çikolata kahverengisi, belki? Öyleyse Quil miydi?
“Üzgünüm,” diye fısıldadım kurda.
“Geçti, Bella,” mırıldandı Edward.
Kurt Edward’a baktı. Bakışı arkadaşça değildi. Edward ona bir kere soğukça başını salladı. Kurt huysuzlandı ve sonra diğerleri takip etmek için döndü, onların yaptığı gibi kayıplara karıştı.
“Pekala,” dedi Edward kendi kendine ve sonra bana baktı. “Hadi geri dönelim.”
“Ama Jake- ”
“Sam’in ellerinde. O gitti.”
“Edward, çok üzgünüm, aptalca davrandım- “
“Hiçbir şeyi yanlış yapmadın- “
“Kocaman bir ağzım var! Neden ben… Onun bana bu şekilde davranmasına izin vermemeliydim. Ne düşünüyordum ki?”
“Endişelenme.” Yüzüme dokundu. “Kimse yokluğumuzu fark etmeden törene geri dönmeliyiz.”
Kendime çeki düzen vermeye çalışarak kafamı salladım. Kimse fark etmeden önce? Kimse bunu kaçırmış mıydı?
Sonra, bunun hakkında düşünürken, fark ettim ki bu yüzleşme bana felaket gibi gözükmesine rağmen gölgelerin içinde çok sessiz ve kısaydı.
”Bana iki saniye ver,” diye rica ettim.
İçim ıstırap ve panikle kaos yaşıyordu, ama bu önemli değildi – şu an sadece dıştan görünen önemliydi. İyi bir ifade takınmak bildiğim bir şeydi, üstesinden gelmek zorundaydım.
“Elbisem?
“İyi gözüküyorsun. Bir tek saç teli bile yerinden oynamamış.”
İki derin nefes aldım. “Peki. Hadi gidelim.”
Kollarını belime doladı ve beni ışığa doğru götürdü. Parlayan ışıkların altından geçtiğimizde, beni nazikçe dans pistinin üstünde döndürdü. Dansımız hiç bozulmamış gibi diğer dans edenlerin arasında eriyip kaybolduk.
Misafirlere göz gezdirdim, kimse korkmuş ya da şoke olmuş gibi gözükmüyordu. Sadece en solgun yüzlerde biraz stres belirtisi vardı, ve bunu iyi saklıyorlardı. Jasper ve Emmett pistin ortasında, birbirlerine yakındılar, ve tahmin ediyorum ki yüzleşme sırasında da yakınlarda bir yerlerdeydiler.
“Sen- “
“Ben iyiyim,” dedim. “Bunu yaptığıma inanamıyorum. Bende yanlış olan ne?
“Sende yanlış olan hiçbir şey yok”
Jacop’u burada gördüğüme çok mutlu olmuştum. Yaptığı fedakarlığın farkındaydım. Ve sonra onu mahvettim, hediyesini bir felakete çevirdim. Karantina altına alınmalıyım.
Ama benim aptallığım bu gece başka hiçbir şeyi mahvetmeyecekti. Bunu kafamdan atacaktım, daha sonra ilgilenmek üzere bir çekmeceye tıkacak ve kilitleyecektim. Bunun için kendimi kamçılayacak çok vaktim olacaktı, şimdi yapabileceğim hiçbir şey bana yardım edemezdi.
“Bitti,” dedim. “Hadi bu gece bunun hakkında düşünmeyelim, bir daha.”
Edward’dan çabuk bir kabullenme bekliyordum, ama o sessizdi.
“Edward?”
Gözlerini kapadı ve alnını alnıma dayadı. “Jacop haklıydı,” diye fısıldadı. “Ne düşünüyordum ki?”
“Değildi.” İzleyen kalabalık arkadaş çevresi için yüzümü düzgün tutmaya çalışıyordum. “Jacop olayları açıkça görebilmek için çok önyargılıydı.”
Alçakça “sadece düşündüğüm için bile beni öldürmesine izin vermeliydim…” gibi bir şeyler geveledi.
“Kes şunu,” dedim kızgınca. Yüzünü ellerimin içine aldım ve gözlerini açana kadar bekledim. “Sen ve ben. Önemli olan tek şey bu. Şu an düşünmene izin verilen tek şey bu. Beni duyuyor musun?”
“Evet,” içini çekti.
“Jacop’ın gelişini unut.” Bunu yapabilirdim. Bunu yapacaktım. “Benim için. Söz ver, unutacaksın.”
Bir süre gözlerimin içine baktı. “Söz veriyorum.”
“Teşekkür ederim. Edward, korkmuyorum.”
“Ben korkuyorum.” Diye fısıldadı.
“Korkma.” Derin bir nefes aldım ve gülümsedim. “Aklıma gelmişken, seni seviyorum.”
Karşılık olarak hafifçe gülümsedi. “Bunun için buradayız.”
“Gelini tekeline almışsın,” dedi Emmett, Edward’ın arkasından gelerek. “Küçük kız kardeşimle dans etmeme izin ver. Bu onu utandırmak için son şansım olabilir.” Seslice güldü, her zaman olduğu gibi ciddi atmosferden hiç etkilenmeyerek.
Daha sonra henüz dans etmemiş olduğum insanlarla devam etti, bu bana kendimi doğru dürüst toparlama ve çözümleme şansı verdi. Edward beni tekrar istediğinde, Jacop-çekmecesi iyi ve sıkıca kapanmıştı. Kollarını etrafıma sardığında, önceki neşe kaynağımı saklandığı yerden çıkardım, şundan emindim ki; hayatımdaki her şey bu gece doğru yerdeydi. Gülümsedim ve başımı göğsüne yasladım. Kollarını sıktı.
“Buna alışabilirim,” dedim.
“Bana dansla ilgili meselelerinin üstesinden geldiğini söyleme?”
“Dans etmek o kadar da kötü değil – seninle. Ama ben daha çok bunu düşünüyordum,” – ve kendimi ona daha sıkı bastırdım – “gitmene asla izin vermemeyi.”
“Asla,” diye söz verdi ve beni öpmek için eğildi.
Ciddi türden bir öpücüktü – şiddetli, yavaş ama yapıcıydı…
Alice’in “Bella, vakit tamam!” dediğini duyana kadar nerede olduğumu unutmuştum.
Yeni kız kardeşime verdiği rahatsızlıktan dolayı kısa süreliğine bir öfke parlaması hissettim.
Edward onu yoksaydı; dudakları benimkinin üzerinde sıkıydı, daha önce olmadığı kadar istekliydi. Kalbim hızla atmaya başladı ve ellerim onun mermer boynundan aşağı kaydı.
“Uçağınızı kaçırmak mı istiyorsunuz?” Alice ısrar etti, şimdi tam da benim yanımdaydı. “ Havaalanında kamp kurmuş diğer bir uçağı beklerken çok hoş bir balayı geçireceğinden eminim.”
Edward mırıldanmak için yüzünü hafifçe çevirdi, “Uzaklaş, Alice,” Ve sonra tekrar dudaklarını benimkine bastırdı.
“Bella, uçakta bu elbiseyi mi giymek istiyorsun?” Israr etti.
Çok fazla dikkatimi vermiyordum. Açıkça ilgilenmedim.
Alice sessizce homurdandı. “Onu nereye götürdüğünü söylerim, Edward. Bu yüzden bana yardım et, bunu yaparım.”
Dondu. Sonra yüzünü benimkinden uzaklaştırdı ve en sevdiği kız kardeşine dik dik baktı. “Bu kadar sinir bozucu olmak için son derece küçüksün.”
“Yol için seçtiğim muhteşem elbiseyi boşa gitsin diye almadım.” Elimi yakaladı. “Benimle gel, Bella.”
Elimi geri çektim, onu bir kez daha öpebilmek için parmak uçlarımda yükseldim. Beni ondan uzağa yönelterek elimi sabırsızca çekti. İzleyen misafirlerden birkaç kıkırdama geldi. O zaman ben de vazgeçtim, boş evde beni yönlendirmesine izin verdim.
Canı sıkılmış gibi gözüktü.
“Üzgünüm, Alice,” özür diledim.
“Seni suçlamıyorum, Bella,” içini çekti. “Kendine yardımcı olabiliyor gibi bir halin yoktu.”
Onun işkence çeken ifadesine kıkırdadım ve o kaşlarını çattı.
“Teşekkürler, Alice. Herhangi birinin sahip olabileceği en güzel düğündü,” dedim ona ciddiyetle. “Her şey tamamen doğruydu. Sen dünyadaki en iyi, en zeki, en yetenekli kardeşsin.
Bu onun buzlarını eritti ve kocaman gülümsedi. “Beğenmene sevindim.”
Reneé ve Esme üst katta bekliyordu. Üçü çabucak elbisemi çıkarttılar ve Alice’in yol için seçtiği koyu mavi elbiseyi giydirdiler. Birisi saçımdan tokaları çıkarıp, örgüden dalgalanmış halde sırtıma dökülmesine izin verdiğinde minnettar kaldım, beni daha sonraki olası saç tokası ağrısından kurtarmıştı. Tüm bu süre boyunca annemin gözyaşları durmaksızın aktı.
“Nereye gittiğimi öğrenir öğrenmez seni arayacağım.” Veda etmek için sarılırken ona söz verdim. Biliyordum ki büyük ihtimalle balayı sürprizi onu deli ediyordu; eğer o da işin içinde değilse, annem sürprizlerden nefret ederdi.
“Güvenle uzaklaşır uzaklaşmaz sana söyleyeceğim,” Alice incinmiş ifademe yapmacık şekilde sırıtarak beni bastırdı. Bilecek en son kişi olmam ne kadar da adaletsizdi.
“Çok, çok yakında beni ve Phil’i ziyaret etmek zorundasın. Güneye gitme sırası sende- güneşi bir kere gör.” Dedi Reneé.
“Bugün yağmur yağmadı.” Davetinden kaçınarak ona hatırlattım.
“Bir mucize.”
“Her şey hazır,” dedi Alice. “Valizlerin arabada- Jasper götürüyor.” Beni basamaklara götürdü, beni yarım yamalak kucaklayarak Reneé de takip etti.
“Seni seviyorum, anne.” İnerken fısıldadım. “Phil olduğu için çok memnunum. Birbirinize dikkat edin.”
“Ben de seni seviyorum, Bella, tatlım.”
“Hoşçakal anne, seni seviyorum.” Dedim tekrar, boğazım kurumuştu.
Edward merdivenlerin aşağısında bekliyordu. Onun uzanmış elini tuttum ama ileri doğru eğildim, bizi görmeyi bekleyen küçük kalabalığı taradım.
“Babam?” sordum, gözlerim ararken.
“Orda, ilerde.” Edward mırıldandı. Beni misafirlerin içine doğru çekti, bize patika gibi yol açtılar. Onu herkesin arkasında, beceriksizce duvara yaslanmış halde bulduk, biraz saklanıyormuş gibi gözüküyordu. Gözlerindeki kızarıklık bunun sebebini açıkladı.
“Oh, baba.”
Ona belinden sarıldım, gözyaşlarım tekrar sel oldu – bu gece çok fazla ağlıyordum. Sırtımı sıvazladı.
“Oraya, şimdi. Uçağını kaçırmak istemezsin.”
Charlie’yle aşk hakkında konuşmak zordu- biz çok fazla benziyorduk, her zaman utandırıcı duygusal gösterişlerden kaçınmak için saçma şeylere çeviriyorduk. Ama içine kapanık olmanın zamanı değildi.
“Seni sonsuza kadar seveceğim, baba,” dedim ona. “Bunu unutma.”
“Ben de seni, Bella. Her zaman sevdim, her zaman seveceğim.”
Onu yanağından öptüm aynı zamanda o da benimkini öptü.
“Ara beni.” Dedi.
“Yakında.” Diye söz verdim, söz verebileceğim tek şey olduğunu bilerek. Sadece telefon konuşması. Annem ve babamın beni görmesine izin verilemeyecekti; çok farklı olacaktım, ve çok çok daha fazla tehlikeli…
“Git, o halde.” Dedi huysuzca. “Geç kalmak istenmezsin.”
Misafirler bizim için bir diğer koridor yaptılar. Biz firar ederken Edward beni biraz daha kendine yaklaştırdı.
“Hazır mısın?” diye sordu.
“Hazırım dedim ve biliyordum ki bu doğruydu.
Edward beni kapı eşiğinde öptüğünde herkes alkışladı. Sonra konfeti yağmuru başlayınca beni aceleyle arabaya bindirdi. Birçoğu geniş alana yayıldı, ama birisi, muhtemelen Emmett, esrarengiz bir duyarlılıkla fırlattı, ve ben Edward’ın sırtından seken bir sürüsünü topladım.
Araba flamaların uzunluğu boyunca uzanan daha çok çiçekle dekore edilmişti – ince kağıt kurdelelerle bir düzine ayakkabı bağlanmıştı – gıcır gıcır gözüken tasarımcı ayakkabıları – tamponun arkasından sallanıyordu.
Ben binerken Edward beni konfetilerden korudu sonra o da bindi, ben pencereden el sallayıp ailemin de bana el salladığı verandaya doğru “Sizi seviyorum.” diye seslenirken hızla uzaklaştık.
Ayırt edebildiğim son görüntü ebeveynlerimden biriydi. Phil her iki kolunu da gevşekçe Reneé’ye dolamıştı. O da bir kolunu sıkıca onun beline koymuştu ama boştaki eli Charlie’ninkini tutmak için uzanmıştı. O an birçok çeşit aşkın ahenkle uyumu söz konusuydu. Bana çok umutlu bir tablo gibi gözüktü.
Edward elimi sıktı.
“Seni seviyorum,” dedi.
Başımı omzuma dayadım. “Bu yüzden buradayız.” Onun sözlerinden alıntılayarak cevapladım.
Saçlarımı öptü.
Karanlık otobana döndüğümüzde, Edward gaz pedalına yüklendi, motorun ormanda arkamızda bıraktığı hırıltıyı duydum. Eğer ben duyabiliyorsam o kesinlikle duyabiliyordu. Ama ses karanlıkta kaybolurken hiçbir şey söylemedi. Ben de söylemedim.
Delik, inleyen kalp kırıklığı giderek zayıfladı ve sonra tamamen yok oldu…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://twilighturk.twilight-vampire.com
 
Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 4(Jest)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» şafak vaktinin devamı
» şafak saymak çok zor
» Atasözü ve Deyim Çevirileri
» En sevdiğin şarkı ve sözleri?
» Aya Kanno (Otomen)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilight FORUM :: Twilight :: Kitaplar :: Breaking Dawn - Şafak Vakti Kitabı-
Buraya geçin: